Perşembenin gelişi çarşambadan belli olmuştu zaten. Son yazımda, Beşiktaş'ın iyi bir yola girdiğini başkan Serdal Adalı'dan sportif direktör Önder Özen'e, teknik direktör Italiano'dan uzman teknik ekibe kadar her kademede kimsenin birbirinin alanına girmeden yoğun bir çalışmanın içinde olduğunu söylemiş, bunun meyvelerinin de olacağını öngörmüştüm. Ve kısa bir sürede beklediğimden de çok uzun bir yol kat edildi. Ama daha gidilecek çok yol, aşılması gereken daha çok engel var. Mesela en son Hoffenheim maçında mücadele çok güzeldi, coşkulu oyun çok güzeldi, skor çok güzeldi, Italiano'nun kurmaya çalıştığı oyun anlayışının her geçen gün oturmasını görmek çok güzeldi. Ne var ki bu çok güzel olan kazanımların yanı sıra eksikler de vardı. Hızlı olmakla telaşlı olmak arasındaki ince çizgi henüz aşılabilmiş değil mesela. Bu durum, maçın ilk yarısında olduğu gibi tehlikeli top kayıplarına, son toplarda isabetsizliğe yol açabiliyor. Ayrıca attığı gollerden sonra oyunu denetim altına almakta zorlandı Beşiktaş.
KAZANMAK İİN RİSK ALACAKSINAma genele baktığınızda Beşiktaş bugün ülkenin en göze hoş gelen tempolu ve iştahlı oyununu oynuyor. Pep Guardiola, Luis Enrique, Jürgen Klopp gibi hocaların; İspanya, Manchester City, PSG, Liverpool ve Barcelona gibi takımların uç noktasına götürdüğü bir oyun bu. Beklerin hücuma katıldığı, tam saha baskılı, müthiş tempolu bir oyun. Kazanmak istiyorsanız bu oyunda risk de alacaksınız. Ama riskin tehlikeye dönüşmesini önleyecek tedbirleriniz de olmalı. Italiano'nun özelliği bu oyunu mütevazı takımlara uygulatıp başarılı olması. Azla yetinen bir teknik direktör değil çünkü. Sahadaki oyuncular değişse de bozulmayan oyun sistemini yaptığı doğru rotasyonlara bağlayanlar var. Bence tümüyle rotasyonla açıklanabilecek bir durum değil bu. Eğer birkaç kulvarda kupalar için yarışıyorsanız sizin zaten iki tane birbirine çok yakın ilk 11'iniz olması gerekir. Burada as yedek oyuncu ayırımını da doğru bulmuyorum. Hoffenheim kadrosuna yedek kadro diyebilir misiniz

24