Her yıl bu dönemde zirve yapan sınav gerilimi son iki hafta sonumuzu de kargaşaya boğarak yaşandı ve geçti. Geçti diyorum ama aslında geçen bir şey yok! Türkiye'nin yirmi beş yaş altı nüfusu mütemadiyen bu sınav süreçlerini hayat diye en gerilimli versiyonuyla yaşayıp duruyor.
İçinde olduğumuz için yeterince farkında olamıyoruz ama gerçekten izahı makul şekilde yapılamayacak derecede çılgınca bir hal aldı bu süreçler. Çocuklarımıza gerçekten yazık ediyoruz. Burada defalarca değindim; kreş dönemlerinden başlayan ve neredeyse hayatlarının çeyrek asrı boyunca (YKS, LGS ve KPSS'yi de eklersek) devam eden bu süreçler yeni nesillerimizi birçok yönden tüketiyor. Kafalarını kaldırmadan test çözerek geçirdikleri bu gerilimli eziyet yılları çocuklarımızın hem çocukluğunu hem gençliğini ve hatta hem de yetişkinliğe adım attıkları ilk olgunlaşma yıllarını ellerinden alıyor. İnsan hayatının belki de öğrenmeye, anlamaya, inşa olmaya en açık olunan, en paha biçilmez dönemleri neredeyse hiç yaşanmadan ve hayattan hiçbir insani birikim alınamadan öylece gelip geçiyor. Dayatmalı kariyer planları, kendi yapamayıp çocuğundan bekleyen veli ihtirasları, yeteneklerin, eğilimlerin asla dikkate alınmadığı standart mesleki planlamalar, yukarıdan aşağıya dikte edilen zorunlu istikametler insanı insan kılan hayallerin, tasavvurların, tahayyüllerin yerini alıyor. Kim bu mekanik düzene itiraz etmeye yeltenirse karşına "Sistem bu, uyacaksın!" sopası çıkarılıyor. Kimin dayattığını bilmediğimiz bir mecburiyet düzeni bu, herkesi saran bir sınav ve kariyer histerisiyle yaşanıyor!
Dev bir sektör oluştu, bu sistemden ekmek yiyen çok, nihayetinde bir iş ve kazanç alanı... Ama belki de tam bu yüzden tartışılamıyor, sorgulanması teklif dahi edilemiyor. Okul yıllarında yapılan bütün sınavların nihai hedefi bir üniversite kazanmak ve o üniversiteyi bitirip bir diploma almak! Üniversite bu kadar önemli mi peki Bir toplumun bütün çocuklarının üniversite hedefiyle büyütülmesi, bunun için hayattan tamamen yalıtılmış test mahzenlerine zincirlenmesi akıl işi mi Bir ülkenin dengeli gelişmesi ve kalkınması için bu tek kanallı sistem mantıklı mı
Test çözmekle geçen o kayıp yılların çocuklarımızdan neleri alıp götürdüğü bir yana; acaba bunca fedakarlıktan, bunca mahrumiyetten kazanılanlar, kaybedilenleri kaybetmeye değiyor mu Alman yazar Hanno Sauer, 'Ahlak' ismini verdiği kitabında bu madalyonun parlatılmamış, karanlıkta kalan yüzüne bakıyor: "Yüksek ebeveyn beklentileri altında ezilen iyi eğitimli, entelektüel açıdan son derece donanımlı gençler, büyük umutlar ve parlak üniversite diplomalarıyla yetişkinler dünyasına adım atar, ancak tünelin sonundaki ışığın tıka basa dolu bir hazine sandığından değil, yaklaşan bir trenden geldiğini fark eder. Herkes çok iyi eğitim aldığından, kendini kanıtlama zorunluluğunun hamster çarkında acımasız rekabet hiç bitmez, sonuçta şanlı üniversite diplomalarının kolaylıkla dolgun maaşlara dönüşeceğine dair örtük güvencenin koca bir palavra olduğu ortaya çıkar"
Hafta sonu haberlerinde sınavı kaçırma tehlikesi yaşayan gençlerin canhıraş koşuşturmalarını izledik bol bol. Kaçırılmış bir sınav, hayatın sonuydu birçoğuna göre. Böyle bir fikrisabite kapıldığı ve üstündeki baskıyı taşıyamadığı için intihar edenler de oldu geçtiğimiz yıllarda. İnsanları ölümün eşiğine kadar taşıyan bu karanlık illüzyon yazık ki toplumsal gerçekliğimiz bizim!

12