Birbirini bilmeyen, anlayamayan, hayatıyla başkalarının hayatına dokunamayan, başkalarının hayatıyla bizim hayatımıza dokunmasına izin vermeyen ve dolayısıyla birbirini sevemeyen insanlar olduk. Hayatın her anında, her noktasında aşılamaz bir sevgisizlik hâkim bugün. İnsanlar hiç tanımadıkları insanlardan sebepsizce nefret ediyor. İncir çekirdeğini doldurmayacak, eften püften şeyler için ölümüne kavga ediyor insanlar. Kalplerimizden fıtratımızdaki o muhabbet cevheri tamamen silinip çıkmış gibi. Nefsi duraksatması gereken oruç bile bu gözü dönmüş sinir nöbetlerini, öfke hallerini çekip alamıyor hayatımızdan. Hatta tam aksine oruçlu olmayı kavgasına sebep kılan, gerekçe kılanlar var.
Jack London, 'Martin Eden'de sevgi yoksunluğuna ilişkin dokunaklı bir paragraf açıyor: "Hayatı boyunca sevgiye hasret kalmıştı, doğası sevgiye açtı. Ama hiçbir zaman sevgiye ulaşamamış, giderek katılaşmıştı. Sevgiye ihtiyacı olduğunu bilmiyordu bile. Şimdi de öğrenememişti. Sadece sevginin nasıl ifade edildiğini görmüş, içi titremiş, onun iyi, yüce ve harika bir şey olduğunu düşünmüştü"
Sevmeyi başaramamak, daha acıklısı sevmeyi bilmemek bu zamanın en derin mağlubiyeti insanlar için. Çünkü sevmeyi bilmeyen kalplerle yaşamak insan olmanın güzelliğini hiç hissedememek demek. Başkalarını sevemeyenlerin kendini sevdiğini, sevebildiğini söylemek de imkânsız. Kendimize ve başkalarına buz tutmuş bir kalple yönelmek, sakatlıyor insanlığımızı. Sinirlenmek, öfkelere kapılmak, nefretle dolmak için adeta bahane arıyoruz. Bu biraz da sevmeye yol bulamamanın insan fıtratında oluşturduğu tahribatın, tetiklediği infilakların neticesi Sevemediğimiz sürece gerçekleştiremiyoruz kendimizi, kahırlı bir patinaja dönüşüyor her günümüz. İnsan, fıtratı gereği sevgiyle, muhabbetle ancak nefes alıp verebiliyor, nefes darlıklarını aşabiliyor, serpiliyor, olgunlaşıyor, güzelleşiyor ve adım adım tekâmül ediyor. Bunlar olmayınca içine doğru çöküyor insan, katılaşıyor, aydınlığını, iç sıcaklığını, gönül ferahlığını yitiriyor, temas ettiği her satıhtan yaralanıyor, her dokunduğunu yaralıyor, örseliyor."Hayat öncelikleri varolmak yerine sahip olmak ağırlıklı olunca sevgi ve muhabbete ayrılan zaman azalır ve sevgisizlik çok ama çok hasta eder" diyor 'Hekaton'la Son Tango' kitabında Mustafa Merter hocamız.

128