Farkında olmadığımız ayrıntıların hayatımızda bir şeyleri eksik bırakıyor olabileceği meselesinin üzerinde pek fazla durmuyoruz. Aslına bakılırsa hayatımızla ilgili pek çok şeyi zaten pek kafaya takmıyoruz. Gerçekte orada olan ama ayırdında olmadığımız için varlığından bihaber olduğumuz şeylerin yaşantımızı etkilemekte olduğu bir gerçek oysa. Neden olduğunu, nasıl olup da yaşandığını anlayamadığımız pek çok durumun derinliklerinde bir etken olarak bizim farkında olmadığımız o şeyler var.
"Şu arkadaki erik ağacını hatırlıyor musun Babam dalına salıncak kurardı, bütün yaz sallanıp dururduk!" dedi birkaç yaş büyük olan. "Evet ya, ne kadar eğlenirdik. Bu fotoğrafı albümü her açtığımda görürüm ama erik ağacına hiç dikkat etmemişim. Yıllar öncesine götürüyor insanı!" dedi kardeşi.
Çektirdiğimiz bir fotoğrafta genellikle kendimize, görünüşümüze odaklanıyoruz. Oysa o fotoğraf bir ânın fotoğrafı... O ânın içinde bizim dışımızda pek çok ayrıntı var, o ayrıntılar o ânın zamanına, bulunduğumuz mekâna, ortamın genel psikolojik durumuna atıflarda bulunuyor. O fotoğrafın hikayesi bizim yüzümüzden, mimiklerimizden, kıyafetimizden, duruşumuzdan olduğu kadar, o fotoğrafın içinde şekillendiği şartlardan, ruh kazandığı zamandan, mekândan, eşlik eden irili ufaklı eşya ve unsurlardan okunabilir ancak! Hayatımızdan bir ânı bir karenin içinde sabitlemek, kameraya gülümseyen yüzümüzden, duruşumuzdan çok daha fazlasını anlatıyor aslında bize, anlatmalı! Bir fotoğraf karesinde zamanı durdurmanın gerçek anlamı, o fotoğraftan bir ânı, o ânın içinde bulunduğu zamanı, devri, o devirdeki ahvalimizi, hikayemizin bir ânın içine dürülü küçük hikayesinin içsel ve dışsal ipuçlarını okuyabilmekle ortaya çıkar ancak.
"İnsanların çoğu sınırlı bir hayal gücüne sahiptir. Duyumlarını uyaracak ölçüde yakınlarında gerçekleşmeyen bir olaya ilgi göstermek pek içlerinden gelmez; ama aynı şey gözlerinin önünde, doğrudan duygularına dokunma mesafesinde gerçekleşirse, bu olay önemsiz bile olsa, hemen aşırı bir duyarlılık gösterirler. Böylelikle normalde nadiren görülen tepkilerini ölçüsüz ve abartı denebilecek bir sertlikle telafi etmiş olurlar" diyor Stefan Zweig, 'Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat' isimli kitabında.
Hayatımızda olan hiçbir şey tesadüfen olduğu o yerde değil! Tesadüf diye bir şey yok çünkü! Her şey Allah'ın ilmindeki sonsuz hikâyenin sonlu hayatlarımızdaki bir tezahürü, bir tecellisi olarak zuhura geliyor ve bir anlamı var. Yani her zuhura gelen şeyin bize söyleyeceği, söylediği bir şey var. Her farkında olmadığımız şeyle aslında bir farkındalık kaybediyoruz. Bütünün içinden tamamlayıcı bir parçayı atlamış oluyoruz. Bunlar çoğalınca hayatımızdaki kör noktalar çoğalıyor ve bizi gören körler, duyan sağırlar haline getiriyor.

6