Her şey hızla değişirken kitap okuma alışkanlıklarımızda da bazı değişiklikler olması kaçınılmazdı. Hâlâ kitapları kitaplardan okuyanların sayısı daha fazla, en azından benim gözlemim bu. Ancak metinleri çeşitli büyüklükte dijital ekranlardan okuyanların ve şimdilerde dijital okuma kayıtlarından dinleyenlerin sayısı da hiç az değil! "Kitap bu, yeter ki okunsun, nereden okunduğunun ne önemi var" diyenler olabilir. Elbette söylediklerinin haklı tarafları var. Dijital okuma/dinleme seanslarının pratik avantajları olduğu bir gerçek; iş güç sırasında, temizlik ya da yemek yaparken, uzun yolda ya da ağır ilerleyen şehir içi trafikte araba kullanırken vaktin içini iyi bir şeylerle doldurmak isteyenler için bu dijital kitaplar ve metinler adeta bir kurtarıcı. Hem de satın alarak elde edemeyeceğiniz büyüklükte bir arşive, bir devasa kütüphaneye ulaşabiliyorsunuz dijital bağlantılarla. Bunun akıl çelici, iştah kabartıcı bir yanı yok mu Maalesef var!
Ancak işin bilir kişileri, yani o meşhur uzmanlar sözü edilen o iştahı kaçırabilecek şeyler söylüyor; ki bunların arasında hâlâ kitapları kitaplardan okumayı, o sayfaları teker teker çevirmeyi, cümlelerin altını çizmeyi, sütun kenarlarına notlar düşmeyi tercih eden sizin ve benim gibi sıradan okurlar da var. Ne söylüyor peki dijitalize okuma tecrübelerine mesafeli duranlar Mesela dijital okumalarda dikkati metnin üstünde istikrarlı biçimde tutmanın mümkün olamayacağını, araya giren ve saldırgan karakterli olduklarını artık hepimizin bildiği reklamlar, kısa mesajlar, bilgi edinme uyarı ve çağrıları, antivirüs müdahaleleri o dikkatin zihninizin elinde kalmasını engelleyeceğini söylüyorlar. Haksız olduklarını söyleyebilir miyiz Ben söyleyemem!
Bir başka nokta... Dijital ekranlar dokunmatiktir ama dokunma hissi vermez. Okuduğunuz satırlarla aranıza buz gibi soğuk ekran yüzeyleri girer. Kitaplar öyle değildir, dokunulmaya can atan bir dokusu vardır onların; kaçıncı hamur kâğıt olursa olsun bu böyledir. Dokunduğunuz yerde elbette bir miktar selüloz hissi vardır ama ötesinde ağacı ve ormanı da fısıldar parmağınızın ucuna. Okuma işini sadece gözlerinizle değil, ellerinizle, parmaklarınızla, başınızla, bedeninizle, mekanla kurduğunuz irtibatlarla (koltuk, sedir, gün ışığı ya da aydınlatma gibi tamamlayıcı unsurlarla beraber) gerçekleştirirsiniz. Sayfaları çevirirken merakınız da zihninizde sayfaları çevirir, notlar alırken, satır altlarını çizerken metnin içine tamamen girmiş olursunuz. Bir de kitapların kokusu vardır, bunu severiz. Dijital ekranların kokusu yoktur bunun aksine! Kitapların canı olduğuna inananlar için (ki ben de onlardan biriyim) bu durum araya aşılmaz bir mesafe sokar. Bir kitabı, bir metni sevdiyseniz onunla aranızda böyle bir mesafe olmasını kabullenmek istemezsiniz. Ve bilenler bilir, bu his çok da iyi bir histir.

19