Hayatımızda olan ve olup biten ve olup bitmeyen 'şey'lerin hikmeti hakkında tefekkür ediyor muyuz Görünen o ki gündelik meşguliyetlerden başımızı alıp pek böyle şeylere vakit bulamıyoruz. Dünya kelimesi malum, aşağı manasına gelen 'deni' kökünden gelir. Dünya bin bir türlü icadı ve meşguliyetiyle insanı aşağı çeker; kişi ancak dünyaya tamah etmediği, oyununa gelmediği, yüz vermediği müddetçe başını yukarılara kaldırabilir, fikriyle yüceliklere yönelebilir.
Meşguliyetlerimiz, bu dünyada kim olarak yaşadığımızı, nasıl bir hayat sürdüğümüzü, ne uğruna nefes alıp verdiğimizi aşikâr eder. Bu devrin insanı işidir, kariyeridir, ticaretidir, emelleridir, ihtiraslarıdır, zevk-u sefasıdır daha ziyade. Dünyada başlayıp dünyada biten bir kısır fikriyatla, bir sınırlı görüş kabiliyetiyle, körelmiş bir hissiyatla yaşar. Maddi bir dünyada geçer ömrü, öylesine meşguldür ki dünya işleriyle, mânâları aramaya, hayatı ilmik ilmik ören hikmetleri keşfetmeye ne vakti ne takati kalır. Dünyanın konup göçülen bir gölgelik olduğu, burada peşinde koşulan her şeyin dünyanın kendisi gibi fani olduğu hakikati aklından çıkıp gitmiştir adeta.
Hazreti Mevlânâ (ks) 'Fihi Ma Fih'inde hakikat çarşısında tekerrür eden hikmetli bir devri daime işaret buyuruyor: "İnsanoğlu attar dükkânındaki o kutu ve çekmecelere benzer. Kendi çapına göre dünya ile işlerini yürütsün diye o kutu ve çekmecelere Allah›ın sıfatlarından birer avuç, birer parça bırakılmıştır, dolayısıyla kendisine biraz işitme, biraz söz, bir parça akıl, bir parça cömertlik, biraz da ilim verilmiştir. Allah'ın seyyar satıcıları gibi olan insanlar vardır, gece gündüz kutuları doldurup dolaşırlar. Sen iş göreceğim diye onları boşaltır ve saçıp savurursun."
'Şey'lerin hakikatine dair bir tefekkürümüz olmadığı için yaşadıklarımızın hikmetine dair bir muhakemeye de sahip olamıyoruz. Bu eksikliğimiz zihinsel ve duygusal derinliğimizin kaybolması neticesini doğuruyor. Yüzeyde yaşamaya, sığ düşünmeye, noksan olmaya, yani yavan, yani yalan bir insanlığa mahkûm ediyor bu hâl bizi. Vahyi ilahînin insana yüklediği mânâ ve misyon hiç bu değil halbuki! İnsan hakikati aramak, bulmak ve o hakikate teslim olmak için var edildi. Bu istikamette yaşamıyor ise yanlış tarafa doğru gidiyor demektir. Fikri sabitlerle yaşamaktan hakikate körleşmiş, bu dramatik görme bozukluğuyla sonsuzu nazarından yitirmiş demektir.

20