Kır çiçeklerinin uzağında...

Kır çiçekleri görmek için videodan başka yolumuz kalmadıysa, geriye dönüş sadece romantik bir nostalji değil midir?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, insanın doğadan uzaklaştırılması ve teknoloji aracılığıyla doğayı tüketmesinin, özünden ve hakikatinden kopuşun sembolü olduğunu savunmaktadır. Bu durumun nedeni, modern yaşamın doğa sevgisini ekonomik verimlilikle uyuşturmak için sistematik olarak yok etmesidir. Ancak, doğaya dönüş çağrısı ne derece yapısal değişime karşı bireysel çözüm sunmaktadır?

Kır çiçekleri yeryüzünde birer asalet timsali olarak açıyor her mevsim; eşsiz güzellikte olmak onların tabiatı. En fazla karşıdan bakıp bir kır manzarası görüyoruz biz, arabalarımızla yanlarından geçip giderken. Çoğumuz onu bile yapmıyoruz artık hatta! Oysa her bir kır bitkisi zamanı geldiğinde bin bir gayretle toprağın bağrından çıkarıyor kendini ve güneşe doğru uzanıyor ki, her bir güzellik çiçeklerinde vücut bulsun, alem onları temaşa etsin. Melekler gibi onlar, yaptıkları her şeyi murad-ı ilâhî ile yapıyor, sevk-i ilâhî ile hareket ediyorlar. Bilsek, gözlesek, anlamaya çalışsak, idrak etmeye gayret etsek, kırlarda her daim fısıldanan o sırra can kulağımızı verebilsek, belki yitik hafızamızı adım adım geri kazanabilir, hakikatin hayat bilgisinin talibi olabilirdik.

Ahmet Murat'ın 'Avarelik Görgüsü' isimli kitabında neden her şeyin tükenmeye yüz tuttuğu yerde yeniden başlamanın yolunu bulamadığımıza ve yeniden başlayabilmek için neye ihtiyacımız olduğuna dair ipuçları var: "Kır çiçekleri, kuş sesleri, taze ot kokusu, berraklaşan gök mavisi.. Bütün bunlar bizde hayata yeniden başlama hevesini uyandırır."

Yolların çıkmaza döndüğü yerde durup her şeye yeniden başlamak için yeniden kendine dönmesi gerekiyor insanın. Başladığı yere! Yolları tüketen sapmaların öncesine... Yani her şeye safça, insanca, en yalın haliyle, yani fıtratına en yakın kimliğiyle yöneldiği yere Peki neye yöneldiği yere İnsan olmaya, kendini bulmaya, canını hissetmeye, hakikatini bilmeye, hayatı, hayatını bilmeye, varlığı düşünmeye başladığı yere... Hakikate doğru ilk acemi adımlarını attığı yere... Neresiydi orası, hatırlayabilecek miyiz Bu pahası bilinemez değerdeki bilgi o kadar çıkmış ki hatırımızdan, şu tükendiğimiz yerlere nasıl geldiğimizi de bilemiyoruz. Nerede yanlış bir adım, adımlar attık, nerede yanlış tarafa döndük, nerede istikametimizi yitirdik Bilemiyoruz hiç bunları. Bilemediğimiz için; geriye dönmeyi, başladığımız yeri yeniden arayıp bulmayı, oradan yine safça, yine insanca başlangıçlar yapmayı da beceremiyoruz. Bilemiyoruz bizim için doğru olacak yolu, çünkü silemiyoruz eğrildiğimiz yeri.

İç geçirerek, "Şimdi kırlarda renk renk çiçekler açmıştır" dedi biri. "Vakit olsa da gidip görsek!" diye söylendi diğeri, "Akşama ben öyle bir kır videosu bulurum sana!"

Hayatımızı yavaş yavaş kırlardan uzağa taşıdılar, kır çiçekleriyle aramıza duvarlar ördüler, rüzgarın önüne rüzgarkıranlar kurdular, derecikleri kuruttular. Böylece içimiz de kurudu gitti kurdukları bu yeni dünyada. Artık kırlar duvardaki pastoral bir tablo, telefonumuz için parlak bir 'wallpaper', 8K kalitede birkaç video, uzak şiirlerden kulağımıza çalınan birkaç dize, şarkılardaki birer nakarat bizim için... Bir de ortasından yarıp geçtiğimiz yolculukların fonları...