Hayatın büyük hikayesi hiç sona ermeyecekmiş gibi akıp dururken, her gün içinde onunla birlikte akan sonsuz küçük hikâye kendi sonlarına bağlanıyor ansızın. Büyük fotoğrafta pek görünmeyen, fark edilemeyen sonlarına...
"Geride bıraktığımız her şey nasıl büyük bir hızla kaybolup gidiyor gözümüzden" diye yazdı küçük not defterine ve şöyle devam etti: "Bu aslında eriyip gitmekte olan varlığımızın görüntüsü!"
Çoğumuz için hayatın büyük hikâyesi çevremizi saran bir atmosfer gibi... Evet, onun içinde nefes alıp veriyoruz. Ama bizim için hayat dediğimiz şey aslında o atmosfer içinde parlayıp sönün bir kıvılcım gibi, çakıyor ve bitiyor. Ve anlaşılması zor ama bizim hayata dahil ettiğimiz her şey o bir anlık çakma içinde oluyor ve sonra sönüp bitiyor adeta. Ömürlerimiz şu kadar yıl süren bir ânın hikayesi... Bize ayrılan zamanın içine dürüldüğü bir ân! Daha uzun süren şey büyük hikâyeye karışan hikâyemiz, göz açıp kapayıncaya kadar geçip giden ömürlerimiz değil!
"Küçükken kütüphaneden sadece birinci şahıs ağzından yazılmış kitapları seçerdim, çünkü onlarda başkahramanın ölmediğini bilirdim. Eh, gerçek kahramanın ölmesine rağmen birinci şahıs ağzından yazılmış bir kitap bu. Sadece hikâyenin anlatıcıları hayatta kalıyor, ama onlar da bir gün ölecek. Sadece hikâyeler hayatta kalacak" diye yazmış 'Bahçıvan ve Ölüm' adını verdiği kitabında Georgi Gospodinov.
Tarih kitaplarından okuduğumuz şey hayatın hikâyesi değil aslında, o kitaplarda yazılı olan zamanın hikayesi. Hayatın gerçek hikâyesi, her yaşayan tarafından ayrı ayrı suya ya da havaya yazılan küçük hikâyelerin toplamından oluşuyor. Bir derin fısıltı olarak hayatın içinde uğuldayıp duruyor o hikâyeler ve hemen hiç kimse tarafından baştan sona okunamıyor. Bir iz, bir duygu, bir hatıra, bir tarifsiz sevinç, bir ürperti, bir yara, bir ah olarak hep aramızda, soluduğumuz havanın içinde duruyor onlar. Damağımızda bir kekre tat, içimizde sebebini bilemediğimiz bir heyecan ya da peşinden gitmeyi hep istediğimiz ama hiç gitmediğimiz bilmeceler olarak bizimle birlikte yaşıyor, bizi etkiliyor ama kendilerini hiç tam olarak göster-miyorlar.
Georgi Gospodinov'un aynı kitabından bir dokunaklı alıntı daha:
"Seni seviyorum, senin için üzülüyorum gibi güçlü sözler söylemenin kabul görmediği bir kültürde, insanlar sevgilerini ifade etmek için farklı yollar bulur. Annelerimizin suskunluklarından harika börekler yaptığını daha önce yazmıştım. Babam ise bahçeyle ilgilenirdi. Hem de ne bahçeydi! Sanırım bunlar bize duydukları sevginin ilanlarıydı."

23