Yaşarken sürekli değişim içindeyken, zihinsel dünyamızda aynı oranda bir akışkanlık ve hareket oluşmuyor. Hayatımız değişirken bizim hayat hakkındaki düşüncelerimiz evvel zamanda bir yerde şekillendiği gibi kalmaya devam ediyor. Bu düşüncelerin hayatla sağlamasını yapmakla ilgilenenimiz de yok pek. Bir şeyleri ezbere tekrarlayıp duruyor ve bunun bir düşünsel mesai olduğunu varsayıyoruz. Yani yaşarken fazlasıyla, hatta aşırı derecede pratik öncelikliyiz; ancak düşünürken statik, adeta donuk zihinlerle durumu idare etmeye çalışıyoruz.Zamanın bir yerinde kendimize, düşüncelerimize, inanışlarımıza dayanak kıldığımız şeyler, yaşarken hâlâ bizim rehberimiz olabilseydi, değişimin gerisinde kalmak gibi tartışmalı tespitlere çok aldırmayabilirdik. Çünkü kendi doğrularıyla yaşayan insanlar, o doğruların tartışmaya açık tarafları olsa bile sırf tutarlı davrandıkları için kendi doğrularıyla çelişen insanlardan daha bütünlüklü kalabilirler. Oysa biz, büyük ekseriyetle, bir şeye inanıyor, başka bir şeyi yaşıyoruz. Hem de bunu giderek daha itirazsız, daha içselleştirmiş, daha sindirmiş bir hal ve anlaşılması güç bir rahatlıkla yapıyoruz.Elbette hayatın değerler ve inanç temelinde değişmez doğruları var ve bunlara bağlı kalmalıyız. Değişim rüzgârlarıyla sağa sola savrulmamalı, sürüklenmemeliyiz. Ancak, bu değerleri birer klişeye, günlük yaşantımızda karşılığı olmayan birer boş tekerlemeye ya da rutin biçimde tekrarladığımız ezber kalıplarına dönüştürürsek, gerçekte kendi doğrularımızla irtibatlı kalmış olmayız, olamayız. Bu da herhalde savrulmanın ve sürüklenmenin bir başka tekinsiz, endişe verici görüntüsüdür.Son yıllarda özellikle düşünceler ve inanışlar noktasında canlılığını yitirmiş, tazelenmemiş, bugünle yüzleştirilmemiş, dolayısıyla afaki kalan söz kalıpları dolaştırıyoruz daha ziyade aramızda. Bunu çoğu zaman da yüksek sesle yapıyoruz ki söylediklerimiz sadece başkalarını değil, bizi de ikna etsin. Oysa dünün meselelerine belli ölçüde çare olmuş bu sözler bugünün insanına sadra şifa pek bir şey söylemiyor. Doğruluğundan yanlışlığından bağımsız olarak bu sözler, meselelere dünden bakan, bugün zihinsel olarak muhatabı kalmamış sözlerModernliğin ve beraberinde getirdiği seküler anlama ve düşünme biçimleri sadece fiziksel yaşantımızı değil, zihinlerimizi de yavaş yavaş esir alıyor. Yazık ki, bunun böyle olabileceğine dair kendi içinde muhasebe yürüten çok fazla insanımız da kalmadı. Olanlar da el çabukluğu ve kes yapıştır kolaycılıklarıyla anında medyatik dolaşım içine sokuluyor, hızlıca ve içeriğinden arındırılarak tüketiliyor.Bir şeyle yüzleşmeliyiz; yeni nesillerimiz içine doğdukları bu yüzeyselliğin kurbanı olarak ve mevcut durumu hayatın doğal yapısı gibi görerek büyüyorlar. Bizim, en azından insafı tamamen kurumamış olanlarımızın sızısını içinde
Asıl hikaye nerede
08-01-2026
8
Gözlerle zihinler arasındaki uçurum
05-01-2026
13
2025'in absürt tarihi
01-01-2026
46
Evlilikler üstüne
29-12-2025
35
Kendi hayatının dışında
25-12-2025
56
İnsan bozuluyor!
29-07-2024
393
Gazze'nin kutlu hikâyesi
14-03-2024
315
Sıradan bir Filistin hikâyesi
01-01-2024
291
Kelimeler hâlâ dost mu bize
18-03-2024
278
Bayrama ve içimize doğru
08-04-2024
256
