Çözülmeden kalan…

Gökhan Özcan
03.11.2025
1

Ne kadar bilirsek, bilemediklerimiz daha da çoğalıyor. Ne kadar işitirsek, işitemediklerimiz daha fazla artıyor. Ne kadar görürsek, göremediklerimiz fazlalaşıyor. Nereden yol açsak kendimize, sanki hayatımız oradan düğümleniyor. Bilmeceler bulmacaları karmaşıklaştırıyor. Çünkü biz aramak denen şeyi çok yanlış biliyoruz. Neyi istersek bizim olacağını sanıyoruz. Çözümünü bildiğimiz üç beş kırık formülün hakikatin denklemini kolayca çözeceğini sanıyoruz. Hiç öyle olmuyor; her varış noktasından yeni yollar çıkıyor, her anlam karnından yeni anlamlar doğuruyor. Her hasat bir başka ekimin tohumu oluyor.

Mecalimizin yetmeyeceğini bilmeliyiz bu yolculuğun, bu arayışın sonuna ulaşmaya. Bizim işimiz yürümek, gidebildiğimiz yere kadar! Yol boyu hayattan alacağımız her şeyi alıp heybemize atmalıyız. Neyin çok mühim, neyin ehemmiyetsiz olduğunu söyleyenlere kulak asmadan. Ne toplasak kâr, ne edinsek sır değilse de sırlardan bir cüz. Ki bu az bir şey değildir, kendinin daha fazlası kılar her arayanı.

Bilge yönetmen Tarkovski'nin 'Nosthalgia'sından yaşarken neyi eksik yaptığımıza dair cana can katan ifadeler: "Çağımızın gerçek hastalığı artık büyük ustaların olmayışıdır. Kalplerimize giden yollar gölgelerle kaplanmış... Yararsız görünen seslere kulak vermeliyiz; meşgul kafalardan, uzun kanalizasyon borularından, okul duvarlarından içeri böceklerin vızıltılarının girmesine ihtiyaç var. Birisi piramitleri inşa edeceğimizi haykırmalı! Yapmamamızın bir önemi yok! O isteği beslemek gerek... Ve ruhun köşelerini uçsuz bucaksız bir çarşaf gibi esnetmeliyiz. Dünyayı yıkımın eşiğine getirenler, sözüm ona sağlıklı olanlardır."

Hayatın sırrını kolayca çözmek istiyoruz, bunun herhangi bir zahmete girmeden, hazır vaziyette bize sunulmasını bekliyoruz. Oysa adı üstünde sırdır bu, kolayca elimize tutuşturulacak bir şey değil! Tabiatı gereği öyle! Kimisini zaman içinde hayat tecrübelerimizle çözebiliriz belki bir miktar; ama kimisinin ucu açık, ne yaşarsak yaşayalım aşikâr etmez kendini bize. Sezgilerimiz vardır ama elimizde ve çok kıymetlidir onlar da. Sırların muhitine yakın tutar bizi.

İnsanın fikir yürüterek varabileceği yerlerin bir sınırı olduğunu anlaması lazım. Hayatın hakikati kollarımızla sarabileceğimiz, uçlarından tutup kendimize doğru çekerek zihnimizde bütünleyebileceğimiz bir şey değil. O her zaman bizden de hayatımızdan da zihnimizden de çok daha büyük! Büyük ne kelime, sonsuz! Bizse sonlu ve sınırlıyız. Zihnen ve kalben kendimizden ötesini göremediğimiz sürece sonlu ve sınırlıyız. Ancak sonsuzluğun esintisini can tenimizde hissedebiliriz yine de. Sezgiler bunun için önemli işte! Yüzümüzü sonsuza açık tutmamız gerekiyor ki gelip bize dokunsun. Duvarlar olmamalı etrafımızda, hakikatin esintileri gelip okşayabilmeli saçlarımızı. İlhamın dalgaları usulca gelir her canın kıyılarına usul usul sokulur. Fikrimizle ve kalbimizle orada değilsek, sesini duyamayız o serinletici dalgaların, esintisini hissedemeyiz. Bilmek zannı en aşılması zor perde derler eskiler.