Bizi kim yaşıyor

Duygularımız, düşüncelerimiz, hayatımızdaki olaylara ve 'şey'lere dair tepkilerimiz, yönelimlerimiz, davranışlarımız gerçekten tamamen bize mi ait Yoksa içinde yaşadığımız etkileşim ağının bize kodladığı hayatı mı yaşıyoruz Kendimiz olarak mı yaşıyoruz; yoksa bize olmamızı kodladıkları karakterleri ve rolleri mi oynuyoruz Bu soruları kendimize soracak cesaretimiz var mı Yapıp ettiklerimizi düşünelim; bize ama gerçekten bize ait ne var bunların içinde Duygularımızın kitlelere öğretilen duygulardan ayrıştığı bir yer var mı Düşüncelerimizin ne kadarını kendi öz muhakememizden bulup çıkarıyoruz Hangi malzemelerle düşünüyoruz ve o malzemeleri nereden buluyoruz Tepkilerimiz kendi hayatımızdan, kendi hassasiyetlerimizden mi doğuyor Kendi hayatımız diye bir şey var mı gerçekten

Ivan Illich modern insanın içine düştüğü karanlık girdabı şu dramatik sözlerle özetliyor: "Modern insan, kendi hayatının doktoru olmaktan vazgeçti. Her şey uzmanlara bırakıldı; sağlık, eğitim, eğlence, hatta ölüm. Haberler, bize sürekli bir şeyler 'yapmamız' gerektiğini söyler; daha çok çalış, daha çok tüket, daha çok kork. Ama hayat, bir 'yapma' değil, bir 'olma' halidir. Bir hasta, doktoruna teslim olur; bir öğrenci öğretmenine, bir vatandaş devlete. Böylece özgürlüğünü kaybeder. Özgürlük, kendi acını kendin taşımaktır. Kendi sessizliğini kendin seçmektir. Ama kimse bunu yapmaz. Çünkü modern dünya, acıyı bile endüstrileştirdi. Acı, bir hapla, bir haberle, bir eğlenceyle bastırılır. Böylece insan, insan olmaktan çıkar."

Dünyada milyonlarca insan aynı şeylere birbirinin aynı tepkileri veriyor Bu tepkilerin başlangıç noktası kendi hayatları değil; her yerlerini sarmasına izin verdikleri dev ve tek yönlü iletişim ağı… Bu ağın önlerine koyduğu gündemlerin azdan seçmeli çıktılarını kendi tepkileri sanarak yaşıyor milyonlarca insan! Duyguların oluşumunda medyatik imaj ve reklam çalışmalarının, çoğu ticari algı oyunlarının, pembe propaganda kampanyalarının payı büyük! Tepkiler genellikle suni biçimde harlatılan karşıtlıkların akıl giderici atmosferinden besleniyor. Hepimiz az ya da çok bu zihin oyunlarının -ki tabiatı gereği birilerinin bu oyunları kurgulaması gerekiyor- çaresiz, şuursuz müşterileriyiz.

"Her gün büyük bir hararetle savunduğumuz fikirlerin hangileri baştan beri bana aitti bilemiyorum!" diyecek oldu yanındakine. Umursamadı pek yanındaki; "Sanki artık insanların kendi fikirlerini değil, hazır fikirlerin kendi insanlarını ürettiği bir dünyada yaşıyoruz!" dedi sadece.