Anlam anlatandan büyüktür!

Zihnimiz, biz bu yönde özel bir gayret göstermesek bile bir şeyleri sürekli kendi içinde kurgular durur. Bunlar bize daha çok gözlem gibi gelir. Oysa içinde ihmal edilmeyecek ölçüde anlamlandırma mesaisi vardır. Elbette kendimize göre; yaşadığımız, karşılaştığımız, gözlediğimiz, farkına vardığımız hemen her şeyi anlamlı hikayelere bağlarız zihnimizde. Bizim anlamak dediğimiz şeyin bir ön şartı, olmazsa olmazıdır aslında bu. İnsan anlamına erişemediği şeyin idrakinde olmadığı gibi farkında da değildir, ancak anlamlandırabildiği şeyleri bilir, fark eder, kendi dünyasına katar. Tabiatıyla herkesin her şeye dair farkındalığı da farklıdır, çünkü herkesin her şeyden anladığı farklıdır. Her insana kendine özgü bir anlama kabiliyeti ve kapasitesi verilmiştir. Herkes kendinden bakarak anlar, anlamlandırır. Zihninin kabiliyeti ve kapasitesi kadar farkındalık sahibi olur. O kadar görür, o kadarın anlamına erişir.

Bu anlama dairesini kendi çapının dışına taşırmak, yeni tabirle kendini aşmak isteyenler için bazı imkanlar yok değildir yine de. O imkanlardan biri de başkalarının hayatına bakabilmek, onların hayata baktıkları yerden görmeye, onların hissettikleri gibi hissetmeye, onların düşündükleri gibi düşünmeye gayret etmektir. Nasıl olacak ki bu Mesela onların yazdıklarını okuyarak… Anlattıkları hikayeleri dinleyerek, izleyerek… Onların düşüncelerinin izini sürerek…

Şimdilerde 'kurgu' kavramı revaçta… Aslında kurgu dediğimiz şey, en uç sınırlarda dolaşıyor bile olsa nihayetinde hayatın içindedir, içindendir. İnsan düşüncesi, muhayyile ve tasavvuru, farkındalığı ve ufku, ötelerden gelen ilhamlarla zenginleşen hayat tecrübeleri üzerinde yol alır. Bazen zihnimize üşüşen fikirler bizi bu yüzden şaşırtır, çünkü zihnimizin kapasitesine ruhumuzun enginliğinden bir şeyler katılmıştır.

Ray Bradbury 'Fahrenheit 451' de genelde yazıya dökülmüş fikirlerin, özelde kurgusal metinlerin insana dokunduğu yerlere dair ince şeyler söylüyor: "Fikirler -yazılı fikirler- özeldir. Öykülerimizi ve düşüncelerimizi nesilden nesle aktarmamızın yoludurlar. Onları yitirirsek ortak tarihimizi yitiririz. Bizi insan yapan şeyin çoğunu yitiririz. Ayrıca kurgu empati kurmamızı sağlar: Bizi başka insanların zihnine sokar, dünyayı onların gözünden görme armağanını verir. Kurgu, doğru şeyleri bize anlatıp duran bir yalandır."

Kurmaca olanın bir zekâ gösterisinden öte anlamlara yüzünü çevirmesi gerektiğine inanıyorum. Zeki insanlar ilgi çekecek kurgusal gösterilere yönelebilir, ancak bunu berrak sularda gerçekleştirmek zordur. İnsan bu yaptığının bir yaratma faaliyeti olduğu düşüncesine rahatlıkla kapılabilir. Oysa kendimizden bildiğimizde zekâ etkileme kabiliyetinin yanı sıra yanıltma potansiyeline de sahip hale gelir. Bu hem bizi varoluş sınırlarımızdan gafil hale getirebilecek hem de tahayyül ve tasavvur kabiliyetimizi aşkın olandan kendi dar kalıplarımıza geri döndürebilecek bir şeydir. Kurgunun bize sağlayabileceği en büyük imkan, bizi bir insan olmaktan bir insandan daha fazlası olmaya taşıyabilecek engin ufuktur oysa!