Yazar, çocuk suçluluğunun artmasının temel sebebinin zayıf aile ortamı ve internet bağımlılığı olduğunu, bunun karşısında ailede sağlıklı iletişim ve manevi eğitimin önemini vurgulayarak çözüm sunuyor. Devletin de okul-aile işbirliğini güçlendirmesi gerektiğini belirtiyor. Peki, bireysel aile sorumlulukları ile yapısal yoksunluk arasında çizgiyi nereye çekmeli?
AV. RAMAZAN EREM
Uzun zamandan beri gündemimizi çocukların suça sürüklenmesi olayı meşgul ediyor. Yakında zamanda Şanlıurfa ve Kahramanmaraş şehirlerimizde küçük yaşta iki öğrencinin gerçekleştirdiği silahlı saldırı hadiseleri de işin tuzu biberi olmuş, hepimizi dehşete düşürmüş, geleceğe dair endişelerimizi daha da artırmıştır. Lakin bir taraftan giden masum canlara ağlarken, diğer taraftan da alınması gereken tedbirlere kafa yormak zorundayız.
EVVELA PROBLEMİN KAYNAĞI TESPİT EDİLMELİ
Öncelikle problem ve problemin kaynağı tespit edilmeli ki, ona göre çözüm geliştirilebilsin. TÜİK verilerine göre son birkaç yılda çocukların karıştığı suç olayları yüzde 10 artmış, bunun ana sebebinin ise "uyuşturucu tacirleri ve suç örgütleri gibi" yapılar olduğu ortaya çıkmıştır. Geleceğimizin teminatı olan çocuklarımızın bu denli tehlikeli aracıların eline kolayca düşebileceklerini düşünmek, her 10 çocuktan birisinin geleceğe "suçlu-sabıkalı" bir fert olarak taşınacağı gerçeği korku ve endişemizi bir kat daha artırmaktadır. Tehlike bu kadar ciddi hâle gelmişken, üzülerek ifade etmek gerekirse problemler çoğu zaman halının altına süpürülecek kadar bile gündemimizi meşgul etmemektedir! Hâlbuki toplumda korunmaya muhtaç kesimlerin başında ilk sırayı çocuklar almaktadır.
AİLE MEFHUMUNUN ÖNEMİ
Çocuklarımızı korumak için aile kavramının önemi burada da karşımıza çıkmaktadır. Çocuğun şahsiyetinin gelişmesinde ebeveynler olarak çocuklarımıza iyi örnek olmak mecburiyetindeyiz. Çocukların ilk rehberlerinin anne-babaları olduğu gerçeğinin farkında olunarak, onlar için mutlu ve huzurlu bir aile ortamı inşa etmeye, söz ve davranışlarımız ile onlara iyi numune olmaya özen göstermeliyiz. Dürüst olabilmenin, yalan söylememenin, başkasının hakkına, hukukuna saygılı olmanın doğru bir davranış olduğunu önce anne ve babalar olarak bizler bu hasletleri kendimizde yaşatabilirsek çocuklarımıza da benimsetmiş olabiliriz. Aksi hâlde her konuda ve kolayca yalan söylemeyi alışkanlık hâline getirmiş bir ebeveyn yetiştirdiği çocuğa yalan söylemenin kötülüğünü kabul ettirebilmesi herhâlde mümkün olamaz. Her aile dünyada gelmesine vesile olduğu yavrusunu bakıp gözetme, kendisine ve içinde bulunduğu topluma faydalı bir fert olma şuuru ile yetiştirmek sorumluluğunu taşımalıdır.
Çocuğun bedeni yönden sağlıklı yetişmesi için lazım gelen protein ve gıdalara ihtiyacı olduğu kadar, ruhi yönden de sağlıklı olabilmesi için manevi gıdalarla beslenerek yetişmesini sağlamalıdır. Arkasından beddua edilen bir aile olmak yerine, "Seni yetiştiren anne-babadan Allah razı olsun" denilen bir evlat bırakan ebeveyn olmanın yolu ise çocukların gelişiminde gösterdiğimiz bu alakadan geçmektedir. Topluma zararı olmayan, bilakis faydalı işler yapmayı düşünen bir evlat yetiştirmenin sadaka-i cariye (kalıcı hayır) olduğu dinimiz İslam, tarafından da müjdelenmektedir. Her aile kendilerine ilahi bir emanet olan çocuklarına her yönüyle huzurlu bir aile ortamı sağlamayı kendilerine yüklenmiş bir borç bilmelidir. Aile içi huzur ve güven çocukları zararlı dış etkenlerin tesirinden korumak adına önemli bir değerdir. Aile bağları güçlü olan bir ortamda yetişen çocukların, dağınık aile ortamında yetişen çocuklara nazaran dış etkenlerden daha az etkileneceği bir gerçektir. Bize emanet evlatlarımızı her türlü kötü alışkanlıktan korumak adına öncelikle mutlu bir aile ortamı oluşturmaya gayret göstermeli, söz ve davranışlarımız ile çocuklarımıza iyi örnek olmaya çalışarak onları yanlış patika yollara sevk etmeye vesile olmamalıyız.
Çocuklarımıza art niyetli kişilerin erişemeyeceği güvenli alanlar oluşturarak onları kötü arkadaş denilen kavram ve ortamlardan da uzak tutmayı başarabilmeliyiz. Suç örgütlerinin hiç tanımadıkları çocuklarla nasıl temas kurdukları, kendi yanlarına çekmek için nasıl ikna ettikleri ve kötü amaçları doğrultusunda çocukları nasıl yönlendirdikleri konularına aile ve toplum olarak fazlasıyla kafa yormalı, sonrasında varsa bizlerden kaynaklanan açık kapıları tahkim ederek, çocuklarımıza art niyetli kişilerin erişemeyeceği emniyetli alanlar oluşturmak mecburiyetindeyiz.
Geleceğimiz suça mı sürükleniyorKÖTÜ ARKADAŞ SADECE ÇOCUK AKRANI MI
Kötü arkadaş denilince akla sadece bildiğimiz anlamı ile çocuk akranı gelmediğini, çocuğu ahlaken kötü yola sevk edebilecek dergi, kitap, internet gibi araçların da yeri geldiğinde en kötü arkadaş olabileceği çocuklara iyi anlatılmalıdır. Çocuk istismarı, sanal bahis veya başkaca nice menfi örneklerin yaşandığı, tehlikeli bir okyanus gibi olan sanal ortamlardan çocukları mümkün olduğunca uzak tutmanın çarelerini aramalı ve mutlaka bulmalıyız.
Çocuklar özünde masumdurlar ve normal şartlarda suç işlemeyi aklına bile getirmezler; lakin karşı gelemedikleri bazı dış etkenler altında suça sürüklenebilirler. Bunun için mevzuatta çocuk için sanık veya suçlu tanımı yerine suça sürüklenen çocuk (SSÇ) tanımı kullanılır. TÜİK'in 2024 yılı verilerine göre çocukların internet kullanım oranı %91,3 olarak tespit edilmiştir. Evlerde daha korunaklı ortamda büyütülmeye çalışılan çocuklar için bugün belki de en tehlikeli kötü arkadaşın internet üzerinden bağlandıkları bazı sanal ortamlar olduğu söylenebilir.
1970'li yıllarda genel nüfusun nerede ise yarısına yaklaşmış olan çocuk nüfusu, "Nüfus Planlaması" adı altında hayata geçirilen planların etkisi ile giderek azaltılmıştır. Doğurganlığı artırıcı tedbirlerin etkili olacağı varsayımına dayanan yüksek senaryoya göre bile bu azalmanın devam edeceği, çocuk nüfusunun genel nüfusa oranın 2100 yılında %18,6'lara kadar düşebileceği değerlendirilmektedir. Zaten giderek azalan çocuklarımızı bir de ahlaken koruyamaz isek toplum olarak bedelini hep birlikte çok ağır öderiz.
ÇOCUKLARIN İNTERNET BAĞIMLILIĞI
TÜİK 2024 yılı verilerine göre internete çocuk bağımlılık oranları endişe verici boyuttadır. Her geçen yıl azalan çocuk nüfusumuzu zararlı etkenlerden koruma konusunda ciddi eksikliklerimiz bulunmaktadır. TÜİK verilerine göre 2024 yılında toplam bağımlılık oranı %46,1, 15-64 yaş grubunda ise her 100 kişi başına çocuk bağımlılık oranı ise %30,6 olarak gerçekleşmiştir.
Bugün her 10 çocuktan birisi suça sürüklenmektedir. Geleceğimiz adına endişe verici bu problemin üstesinden gelebilmek için başta aileler olmak üzere, devletin bütün kademelerine çok büyük sorumluluklar düşmektedir.

23