PROF. DR. MUSTAFA ŞEKER
Tatiller, hayatın askıya alındığı zaman dilimleri değildir. Tam tersine, insanın kendisini tekrar inşa ettiği, eksiklerini tamamladığı ve yeni hedefler belirlediği bereketli bir fırsattır. Dinlenmek elbette gereklidir ama dinlenmek, üretmekten vazgeçmek değildir. Eğlenmek güzeldir fakat eğlence hayatın tek maksadı hâline geldiğinde gelişim durur. Çocuklarımızı yalnızca sınavlara değil, hayata hazırlamak istiyorsak yaz aylarını "şuurlu" değerlendirmeliyiz.
Her sene haziran ayının gelmesiyle birlikte milyonlarca öğrenci büyük bir sevinçle okul kapılarından çıkar. Karneler alınır, çantalar bir köşeye bırakılır ve üç aya yaklaşan uzun bir yaz dönemi başlar. Bu manzara ilk bakışta yalnızca çocukları alakadar ediyor gibi görünse de gerçekte yaz tatili, aileleri, eğitimcileri, psikologları ve hatta toplumun geleceğini yakından ilgilendiren önemli bir eğitim meselesidir.
Bugün üzerinde yeterince düşünmediğimiz en önemli mefhumlardan biri belki de "tatil"dir. Çoğu insan tatili, hiçbir mesuliyetin olmadığı, saatlerin plansızca tüketildiği, üretmenin yerini tüketmenin aldığı uzun bir boş zaman olarak görmektedir. Oysa insanlık tarihine bakıldığında böyle bir hayat anlayışına rastlamak oldukça güçtür.
İnsan, yaratılışı gereği hareket eden, öğrenen, üreten ve gelişen bir varlıktır. Dinlenmek elbette bir ihtiyaçtır fakat dinlenmek ile atalete sürüklenmek aynı şey değildir. Nasıl ki toprağın dinlenmesi yeni ürünler vermesi içindir, insanın dinlenmesi de yeni hedeflere hazırlanması içindir. Dinlenme, üretimin alternatifi değil, tamamlayıcısıdır.
Modern psikolojide de bu anlayışı destekleyen önemli araştırmalar bulunmaktadır. Gelişim psikologları, özellikle çocukların tamamen kuralsız ve rutinsiz bırakılmasının özgürlük değil, belirsizlik oluşturduğunu ifade etmektedir. Çocuk, dışarıdan bakıldığında sınırsız özgürlük istiyor gibi görünse de aslında güven veren bir düzene ihtiyaç duyar. Uyku saatlerinin, okuma zamanlarının, aile içi iletişimin ve günlük mesuliyetlerinin tamamen ortadan kalkması; kısa süreli bir rahatlama sağlasa bile uzun vadede dikkat dağınıklığına, motivasyon kaybına ve öz disiplin noksanlığına yol açabilmektedir.
ÖĞRENME SADECE OKULDA OLMAZ
Amerikalı psikolog Albert Bandura, ferdin davranışlarının büyük ölçüde tahlil etme ve model alma vasıtasıyla geliştiğini vurgular. Benzer şekilde eğitim psikoloğu Jerome Bruner, öğrenmenin sadece okul duvarları arasında gerçekleşmediğini, insanın çevresiyle kurduğu manalı münasebetler sayesinde öğrenmeye devam ettiğini ifade eder. Beceri odaklı eğitimin Avrupa'daki önemli mimarlarından sayılan İtalyan eğitimci Maria Montessori, eğitim anlayışını şu düşünce üzerine inşa eder: "Ebeveynler olarak çocuğa yardım edin ki çocuk, kendi başına başarabilsin." İsviçreli gelişim psikoloğu Jean Piaget, çocukların bilgiyi pasif şekilde alan varlıklar olmadığını; yaşayarak, deneyerek ve keşfederek öğrendiklerini ifade eder. Bu sebeple, yaz aylarında yalnızca test çözmek yerine, tabiatı tahlil ederek tefekkür etmesini sağlamak, müzeleri gezmek, bilim merkezlerini ziyaret etmek, tarihî şehirleri tanımak ve günlük hayatın içinde öğrenme fırsatları oluşturmak çok daha kalıcı öğrenmeler sağlayacaktır.
Eğitim bilimlerinde uzun yıllardır üzerinde çalışılan "yaz öğrenme kaybı" olgusu da dikkat çekicidir. Araştırmalar, hususen uzun süre kitap okumayan, zihnî faaliyetlerden uzak kalan ve tamamen pasif eğlenceye yönelen talebelerin okul döneminde kazandıkları bilgi ve becerilerin bir bölümünü yeni eğitim yılı başlamadan önce kaybedebildiklerini göstermektedir. Özellikle okuma alışkanlığında gerileme, matematik becerilerinde zayıflama ve dikkat süresinde azalma bu zaman diliminin en sık karşılaşılan neticeleri arasındadır. Fakat mesele sadece akademik başarı değildir. Yaz aylarında asıl kaybedilen şey bazen bilgi değil, olumlu alışkanlıklardır. Her gün belirli saatte kalkmaya alışmış bir çocuk, haftalar boyunca düzensiz bir hayat sürdürdüğünde tekrar disiplin kazanmakta zorlanabilmektedir. Bu sebeple eğitimciler, tatilde okul düzeninin bire bir devam etmesini değil, çocuğun yaşına uygun, esnek ama istikrarlı bir günlük planın korunmasını tavsiye etmektedir.
EN BÜYÜK KAYIP EKRANLAR
Ne yazık ki günümüzde yaz tatilinin en büyük rakibi sokaklar değil, ekranlardır. Önceki nesiller yaz boyunca mahallede oyun oynarken, bugünün çocukları saatlerini telefon ve tablet ekranlarında oyun ve sosyal medyayla geçirebilmektedir. Buradaki problem teknoloji değil, teknolojinin maksatsız kullanımıdır. Bilgiye ulaşmak için kullanılan teknoloji bir nimettir; zamanı fark ettirmeden tüketen teknoloji ise çocukluk yıllarının en sessiz hırsızlarından biri hâline gelebilmektedir.
MANEVİ GELİŞİM İHMAL EDİLMEMELİDİR
Yaz ayları, çocukların manevi gelişimleri açısından da büyük imkânlar sunar. Günlük hayatın yoğun temposunda ihmal edilen aile sohbetleri, birlikte okunan kitaplar ve kılınan namazlar, türbe gibi uhrevi yerlerin ve büyüklerin birlikte ziyaret edilmesi, Kur'ân-ı kerim okumaya ayrılan zaman, ihtiyaç sahiplerine yardım etmek ve güzel ahlakı günlük davranışlarla göstermek çocukların karakter inşasında unutulmaz izler bırakır. Ayrıca anne babalar doğdukları ve büyüdükleri ata topraklarıyla çocukların bağını kuvvetli kurmalılar. Ecdat ile çocuk arasındaki bağlar bu şekilde kesintisiz kurulabilir. Yılda bir defa da olsa aile fertleriyle çocuklar tanıştırılmalı, dede ve nenelerinin güzel hasletleri çocuklara anlatılmalıdır.
Manevi eğitim, korku üzerine değil; sevgi, güven ve model şahsiyetlerin hayatı öğretilerek verilmelidir. Çocuk; Allahü tealanın rahmetini, merhametini, emanete riayet etmeyi, doğruluğu ve kul hakkına saygıyı önce ailesinin davranışlarında görmelidir. Böyle bir eğitim, sadece dinî bilgi kazandırmakla kalmaz; aynı zamanda dürüst, vicdan sahibi ve mesuliyet duygusu gelişmiş fertlerin yetişmesine de katkı sağlar.
BÜYÜK MİLLETLERİN MEDENİYET RÜYALARI NESİLLERİNİN VİCDANINDA BAŞLAR
Medeniyet hayalleri sadece okullarda kurulmaz; evlerde, sokaklarda, camilerde, kütüphanelerde, atölyelerde ve aile sofralarında da kurulur. Tarih boyunca büyük toplumların ortak özelliği, çocuklarını yalnızca bilgiyle değil; karakter, mesuliyet ve yüksek ideallerle yetiştirmeleridir. İşte bu noktada Türk-İslam eğitim geleneği, günümüz eğitim bilimlerinin de dikkat çektiği birçok ilkeyi asırlar önce ortaya koymuştur.
Yusuf Has Hacib, yaklaşık bin sene evvel kaleme aldığı "Kutadgu Bilig"de çocuğun terbiyesinin küçük yaşta başlaması gerektiğini vurgular. İmam Gazali hazretleri ise çocuk eğitimini yalnızca bilgi öğretimi olarak görmez. Ona göre çocuk, anne ve babaya emanet edilmiş temiz bir cevherdir.
Bugün birçok aile çocuklarının hangi kursa gideceğini planlıyor ama hangi değeri kazanacağını yeterince planlamıyor. Oysa çocuklar yalnızca matematik formüllerini değil bir büyüğüyle karşılaştığında nasıl davranacağını, komşusunu gözetmeyi, emanete sahip çıkmayı, yalan söylememeyi ve paylaşmayı da öğrenmelidir. Çünkü toplumları ayakta tutan sadece bilgiye sahip olan değil, bilgiyi doğru kullanan ahlaklı nesillerdir.
İbn Haldun hazretleri de eğitimde aşırı baskının çocuk üzerinde negatif tesirler bırakacağını söyler. Devamlı korkutulan ve cezalandırılan çocukların zamanla öz güvenlerini kaybedebileceklerini ifade eder.
Bugün çağdaş eğitim psikolojisi de benzer şekilde, sevgi temelli ve destekleyici aile ortamlarının çocukların kognitif ve duygusal gelişimini güçlendirdiğini ortaya koymaktadır. Demek ki asırlar evvel İslam âlimleri tarafından dile getirilen hikmetli tespitler, günümüz akademik araştırmalarıyla önemli ölçüde örtüşmekte hatta onlara rehberlik yapmaktadır. Mesela Oxford Üniversitesi'nin temellerini atan Endülüs Emevi Devleti zamanındaki Toledolu Müslüman âlimler gönderdikleri kitaplarda, çocuk pedagojisi hakkında da birçok malumatı Avrupalı ilim adamlarına öğretmişlerdir.

30