Türkiye Yüzyılı -3-

Duraklama ve onu takip eden gerileme devirlerimizde, hakikati ceket astarımızın içinde unutarak çeşitli 'kurtuluş' arayışlarına giriştik. Daha doğrusu bu denli arayışlara yabancılar marifetiyle adeta zorlandık.

O gün bugündür biz bize unutturulduk. Kendimizden, kendi öz değerlerimizden soyutlanıp bambaşka bir şey olduk. Olduğumuz bu bir şeyle, belki her şey olduk lakin asla kendimiz olmadık, olamadık.

Kendimiz olamayınca şahsiyetimizi yitirdik, oysa cümle alem şahsiyete meftundu.

Şahsiyetimizi müdrik olduğumuz aşk ve saffet dönemlerimizde en ileride bizdik; hemen herkes bize imreniyor ve bizim gibi olmak için can atıyordu. Çünkü biz, biz olduğumuz dönemlerde en üstündük.

Zira biz, kendi öz değerlerimizi öylesine halisane yaşıyorduk ki bize gelen ölü kalpler diriliyordu.

Topkapı burcundaki Adalet Kulesi'nden dünyanın dört bir yanına adalet dağıtan bir neslin evlatları kendinden soyutlanınca, celladına âşık edilip canilerden adalet dilenir hale getirildi.

Haberin Devamı

Ceddimiz. güçlü olduğu asırlar boyunca dünyadaki tüm mazlumlara hamilik yaptı; ne kadar güçlü olursa olsun tüm zalimlerin korkulu rüyası oldu.

Bakınız; yarım asırdır AB'nin kapısında bekletiliyoruz. Şeref ve haysiyetimizle oynarcasına oyaladıkça oyalıyorlar. Bilmeliyiz ki bir yarım asır daha beklesek bile bizi almazlar; almayacaklar.

Aynı Avrupalı, kendimiz olduğumuz saffet dönemlerimizde üzengimizi öpmekle şerefyap oluyordu.

Asrın mütefekkirinin ifade ettiği gibi; 'O irtifa, o yükseklik çıkılmaz bir nokta mıydı, bilmem lakin bu inhitat, bu çöküş, inilmez bir kuyu gibidir!'

Doğu'dan gelip sürekli Batı istikametinde yol aldık; asırlar boyu Batı'yı mesken tutmamıza rağmen, Batı'nın dümen suyuna girmeden, kendimiz olarak yaşadık.

Gerilemenin şaşkınlığıyla giriştiğimiz arayışlarda kantarın topuzunu kaçırdık; körü körüne Batı'ya teslim olduk ve gerçek yüzünü bilmediğimiz Batılılık uğruna kendimizi ve bizi biz yapan değerlerimizi inkâr ettik.