HER zaman söylüyor ve yazıp çiziyoruz; ABD'de İngiliz zekâsı ve siyasetinden eser yoktur.
Zira fincancı dükkanına fil gibi dalmayı maharet zannediyor. Sahip olduğu süper güçle her şeyi halledebileceğini vehmediyor.
Ortadoğu kadim coğrafyasını ve bu bölgedeki sosyolojiyi bilmeden, anlamadan, uçak gemileriyle gelip burasını dizayn edebileceğini, yeraltı zenginliklerine konup, mevcut ülkelerin sınırlarını değiştirebileceğini zannediyor.
ABD Başkanı Trump, İsrail Başbakanı Siyonist Netanyahu'nun oyununa gelerek, İran'a savaş açtı. Halbuki Trump, barış yanlısı olduğunu söylüyordu, bu cümleden olarak, İran'ı dizginleyebilmek için, müzakere yolunu seçmişti. Trump, insan kasabı Netanyahu ile el ele vererek, İran'ı, İsrail için tehdit olmaktan çıkarmak için üç şart ileri sürmüş ve bunların müzakeresini yürütüyordu. Bunlar; İran'ın atom bombası yapmaktan vazgeçmesi, bölgede kurup geliştirdiği vekil güçleri olan terörist gruplardan desteğini çekmesi ve uzun menzilli balistik füze yapımına son vermesi idi.
Haberin Devamıİran, atom bombası yapmaktan vazgeçmeye 'ha-vet' yani hem hayır ve hem de evet dedi; diğer ikisini ise tümüyle reddetti. Zira bu iki husus, İran için hayati önemi haizdi. Bunlara evet dediği takdirde, kendi güvenliği tehlikeye düşecek ve savunmasız bir şekilde İsrail'in hedefi olacaktı.
İran, bunca ağır şartlara rağmen müzakereleri, olumlu (!) havasında sürdürdü. Her iki tarafın müzakerecileri mukayese edildiğinde, ABD'li siyasetçiler, İranlıların eline su dökemez. Zira Fars aklı (zekâsı), ABD'liyi suya götürüp susuz getirir. Müzakerelerden müşahhas (somut) bir sonuç alamayacağını gören ABD, İran'a saldırdı.
ABD'yi Ortadoğu bataklığına çeken İsrail, bir taşla iki kuş vurmuş oldu. Birincisi, kendisi için tehdit olarak gördüğü İran'ı, ABD vasıtasıyla bertaraf etti, ikincisi de boş bulduğu meydanda, kirli ideali olan Arz-ı Mev'ud için saldırılarına devam etti.

4