TÜRKİYE'nin yakın tarihine biraz yukarıdan baktığınızda, karşınıza uzun yıllar boyunca aynı kelime çıkar: istikrarsızlık ve bunun tabii sonucu olarak, savrulma.
1970'lerin ikinci yarısından itibaren Türkiye; sağ-sol çatışmalarının, terörün, darbelerin, ekonomik krizlerin, yüksek enflasyonun, koalisyonların, siyasi istikrarsızlığın ve devlet içindeki güç mücadelelerinin arasında yolunu bulmaya çalışan bir ülkeydi.
12 Eylül'e giden süreç, 1980 darbesi, 1990'larda giderek ağırlaşan terör sorunu, kısa ömürlü hükümetler, 28 Şubat, banka krizleri, kamu maliyesindeki bozulma ve nihayet 2001 ekonomik krizi...
Hükümetler değişiyordu.
Programlar değişiyordu.
Öncelikler değişiyordu.
Türkiye çoğu zaman uzun vadeli bir devlet stratejisi uygulamaktan çok, önüne çıkan yeni krizi yönetmeye çalışıyordu.
Ülke yol almaktan çok, savruluyordu.
2002 sonrasında siyasi istikrarın güçlenmesi bu tablonun önemli bir bölümünü değiştirdi. Ancak devlet mekanizmasının içindeki mücadele bitmedi. Özellikle FETÖ'nün yıllar içinde (40 yıl boyunca) yargı, emniyet, askerî yapı ve bürokraside oluşturduğu örgütlenmenin boyutları sonradan çok daha açık biçimde ortaya çıktı. 17-25 Aralık süreci, 2015-2016 dönemindeki güvenlik krizleri ve nihayet 15 Temmuz 2016 darbe girişimi, Türkiye açısından yalnızca siyasi olaylar değildi.
Haberin DevamıBunlar aynı zamanda devletin kendi egemenlik kapasitesini yeniden tanımlamasına yol açan büyük kırılmalardı.
Sayın Erdoğan'ın liderliğindeki Türkiye'de durumlar değişti; bir yandan bütün olumsuzluklarla mücadele edilirken, diğer yandan, her yönüyle kalkınma seferberliği başlatıldı.
Türkiye artık yalnızca kendisine çizilen alanın içinde hareket eden bir ülke olmak istemiyor. Enerjide bunun izlerini görüyoruz.
Karadeniz doğalgazından nükleer enerjiye, enerji koridorlarından yeni petrol ve doğalgaz aramalarına kadar Türkiye, enerjiyi yalnızca satın alınacak bir emtia değil, dış politikanın ve milli güvenliğin temel unsurlarından biri olarak değerlendirmeye başladı. Savunma sanayiinde bunu çok daha belirgin görüyoruz.
Bir dönem neredeyse tamamen dışarıdan tedarike bağımlı olan Türkiye bugün İHA'lardan SİHA'lara, savaş gemilerinden füze sistemlerine, elektronik harpten savaş uçağı geliştirme çalışmalarına kadar kendi teknolojik kapasitesini oluşturmaya çalışıyor.
Haberin DevamıDış politikada da benzer bir arayış var.
Türkiye NATO üyesi olmaya devam ederken Rusya ile konuşabiliyor; Avrupa ile ilişkilerini sürdürürken Körfez ülkeleriyle yeni ekonomik ve stratejik ilişkiler kuruyor; Afrika'da diplomatik ve ticari varlığını genişletiyor, Türk Devletleri Teşkilatı üzerinden Orta Asya ile yeni bir siyasi ve ekonomik alan oluşturmaya çalışıyor.

12