80'li yıllarda askerliğimizi yapmıştık.
Askeri araç ve gereçler hep 2. Dünya Savaşı yıllarından kalmıştı. Biz piyade olduğumuz için Kırıkkale piyade tüfeği ile Amerikan yapımı M1 yarı otomatik piyade tüfeği kullanıyorduk. Ayrıca Jandarma, NATO konsepti gereği, Alman-İspanyol payımı G3 yarı otomatik piyade tüfeği kullanıyordu.
Kırıkkaleler miadını doldurmuştu, onlarla hedefi vurabilmek neredeyse imkansızdı; onlarla atış yapan birçok arkadaş kendilerini yaralıyorlardı.
2. Cihan Savaşı'ndan sonra ABD, İnönü'ye Türkiye'nin silah ve mühimmat üretmemesini, TSK'nın ihtiyaçlarını kendilerinin karşılayacaklarını söyledi. İnönü, mahut direktife harfiyen uydu ve yerli ne kadar üretim varsa hepsini durdurdu.
ABD, elindeki bütün döküntü araç-gereci yardım diye Türkiye'yi gönderdi. Askeri araçlar asfaltta giderken bozuluyordu; bir savaşta kullanılabilmeleri imkânsızdı.
Haberin Devamıİnönü'nün akıl almaz bu 'peki' deyişi yüzünden askeri depolarımız Amerikan malı hurdalarla dolmuştu.
Kıbrıs Barış Harekâtı sırasında ABD, askerimizin elindeki M1 ve G3 piyade tüfeklerini ve NATO silahlarını kullanamayacağımızı ihtaren bildirdi. Böylece İnönü'ye vermiş oldukları söz (Biz, sizin silah ve mühimmat ihtiyacınızı karşılarız) tutulmuş oldu!
Bununla da yetinmeyen ABD, dostu (!) ve müttefiki (!) olan Türkiye'ye karşı silah ambargosu koydu.
Bunların, bu denli olan dostluklarını hiçbir zaman aklımızdan çıkarmamız lazımdır. Hem silah ve mühimmat vermezler; başkalarından bulduğunda da (S-400) seni kara listeye alırlar ve ortak olduğun F-35 projesinden dışlarlar.
Özellikle savunma konusunda ele güne güven olmaz; kendi göbeğimizi kendimizin kesmesinden başka çıkar yol yoktur.
İşte Türkiye bunu yaptı.
Özellikle Sayın Erdoğan'ın Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı dönemlerinde Türkiye, savunma sanayisinde çağ atladı. Parasıyla satın alamadığımız en gelişmiş silah ve mühimmatların daniskasını üreterek ihraç etmeye başladık.