Cumhuriyet ile beraber din ve din eğitimi konusunda çok yanlışlar yapıldı. Uzun yıllar din eğitimi yapılamadığı gibi, tarikatlar da kapatılıp yasaklandı. Millete rağmen yapılan bu denli icraatlar ilme, akla, sosyolojiye ve gerçekliğe aykırıydı.
Öyle ya din, yasakladım demekle yasaklanamaz ki... Birazcık tarih ve sosyoloji bilenler, tarihin hiçbir devrinde dinsiz toplum olmadığını görürler. Bir şey yanlış yapılıyorsa düzeltilir; nitekim, tarikatlar da Osmanlının son döneminde gerçek hüviyetlerini kaybetmişti.
Büyük bir velinin işaret ettiği gibi, tarikatlar kendilerini manen zaten kapatmışlardı; yeni rejim, kapalı olan tarikatların kapısına kilit vurdu. Yapılması gereken bozuk yapıların ıslah edilmesiydi; öyle yapılmayıp, büsbütün yasaklandılar.
Yani kaş yapalım derken göz çıkarıldı!
Oysa toplumsal sosyolojik gerçekler, yasaklanmayla men edilemezdi; yerüstündeki bu yasaklama kişileri ve kurumları yeraltına itti. Böylece devletin denetim ve gözetiminden uzaklaştılar; yeraltında kimin ya da kimlerin ne yaptıkları belli olmadı. Daha açık ifadesiyle insanlar, karanlık dehlizlerde kapanın elinde kaldı!
Haberin DevamıBunların içinde çok iyi niyetli olanlar da vardı, çok kötü niyetli olanlar da. Başlangıçta iyi niyetli olup sonradan şirazeden çıkanlar da vardı.
Bilahare laikliğin, din düşmanlığı şeklindeki uygulamaları yeraltı yapılanmalarının önünü büsbütün açtı.
Devlet, Anayasa'nın kendine yüklediği görevi yerine getirse idi; yani toplumun manevi kalkınması için gerekli dini eğitimi, sağlıklı bir şekilde verebilseydi, yeraltı yapılanmalarına hiç gerek kalmazdı.
Süleymancılar denilen cemaatin kurucusu Süleyman Hilmi Tunahan alim, fazıl ve din gayreti olan mübarek bir insandı. Yasaklı dönemde gizlice eğitim vererek, Kuran'ı kerim ve İslami ilimleri talep edenlere öğretti; tek parti döneminde sıkı takip edilerek, tabutluklara konulup işkencelere maruz bırakıldı.
Yılmadı; her güçlüğe karşı koyarak, Kuran hizmetini devam ettirdi. Çok partili hayata geçilince, kendisinin ve yetiştirdiği talebelerinin Kuran kurslarını yaygınlaştırdığını görüyoruz. Dünyevi hiçbir pisliğe bulanmadan Kuran'la doğdu, Kuran'la yaşadı ve Kuran'la vefat edip dar-ı bekaya göçtü (1959).

13