Erdoğan ve başında bulunduğu AK Parti, ülkemizin yönetimini devraldığında (2002) Türkiye ekonomisi dibe çökmüş ve ülkemiz iflas bayrağını çekmişti.
Erdoğan'ın şansı mı, şanssızlığı mı bilinmez; İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevine geldiğinde de İstanbul tek kelime ile viraneyi andırıyordu.
Çamur deryası yolları çöp dağları kaplamıştı, sular akmıyor, hava kirliliğinden şehrin havası solunamıyordu. CHP yönetimindeki İstanbul'da bir damla yağmur bile yağmamıştı.
Erdoğan'ın kaderi, vaktiyle İstanbul'u da bilahare Türkiye'yi de perişan bir halde teslim alması oldu.
İstanbul'daki hummalı çalışması ve yerlerde sürünen kenti ayağa kaldırması, bir bakıma şahsının ve partisinin de şansı oldu. Zira İstanbul'daki çalışmayı takdir eden millet onu ve partisini tek başına iktidara taşıdı.
Erdoğan ve arkadaşları aynı hummalı performansı merkezi idarede de gösterdi ve kısa zamanda Türkiye'yi de ayağa kaldırdı.
strong class'read-more-detail'Haberin DevamıErdoğan'dan önceki Türkiye'de devletle halk kavgalıydı. Devlet, halk için değil, halka rağmen iş görüyor ve milleti canından bezdiriyordu.
Başörtülü kızlarımız üniversitelere alınmıyor, okuluna girmek isteyenlere akla hayale gelmedik baskı ve işkenceler yapılıyordu.
Hayatta en hakiki mürşit ilimdir perdesi arkasında saklanan sahte Kemalistler, bu vatanın evlatlarını okutmamak ve bilimin ışığından yoksun kılmak için ellerinden gelen her türlü fenalığı sergiliyorlardı.
İmam-Hatipliler bahane edilerek tüm meslek liselilere üvey evlat muamelesi yapılıyor, zulümden kaçan on binlerce öğrenci yabancı ülkelere giderek okumak için çırpınıyordu.
Müslüman mahallesinde salyangoz satmayı maharet bilen faşist bir zihniyet, inancını yaşamak isteyen Türk çocuklarına hayatı zehrediyordu.
Ciğerparesi sevgili evladını vatanı uğruna şehit veren o mübarek annelerimiz başörtülü diye tören alanlarına alınmıyor, hasbelkader içeri girmiş olanlara ise hakaret edilerek başörtüleri çıkarılmak isteniyordu.
Halbuki daha dün, o mübarek annenin mukaddes başörtüsüne el uzatan Fransız askerinin leşini seren Sütçü İmamlar, Kurtuluş Savaşı meşalesini şehadet şerbetini içerek yakmışlardı.

133