SON çeyrek yüzyılda Türkiye siyasetini anlamak isteyenlerin önce seçim sonuçlarına değil, yaşanan krizlere bakması gerekir.
Çünkü bazı liderler refah dönemlerinde başarılı görünür. Gerçek liderlik ise belirsizlikte, baskı altında ve kriz anlarında ortaya çıkar.
Recep Tayyip Erdoğan'ın siyasi kariyerini diğer birçok liderden ayıran en önemli özellik, kriz dönemlerinde yönetimi bizzat üstlenmesi ve inisiyatif almaktan çekinmemesidir.
Türkiye, onun siyasi hayatı boyunca sıradan bir dönem yaşamadı.
2001 ekonomik krizinin ardından yeniden yapılanma süreci... Vesayet tartışmaları... 27 Nisan e-muhtırası... Kapatma davası... Gezi olayları... 17-25 Aralık süreci... Hendek terörü... DEAŞ saldırıları... 15 Temmuz darbe girişimi... Suriye iç savaşı... Milyonlarca sığınmacının gelişi... Doğu Akdeniz gerilimleri... Rusya-Ukrayna savaşı... COVID-19 salgını... Kahramanmaraş merkezli depremler...
Haberin DevamıBu kadar farklı ölçekte ve farklı karakterde krizin aynı lider döneminde yaşanması başlı başına dikkat çekici bir tablodur.
Peki Erdoğan bu süreçlerde hangi özellikleriyle öne çıktı
Birincisi; karar alma cesareti. Uzayan tartışmalar yerine hızlı karar almayı tercih etti. Hız, zaman zaman eleştirilse de, özellikle kriz anlarında devlet mekanizmasının kilitlenmesini önleyen önemli bir unsur olarak değerlendirildi.
İkincisi; siyasi risk alma kapasitesi. Birçok lider popülerliğini korumaya çalışırken Erdoğan, yüksek maliyetli kararlar almaktan kaçınmadı. Savunma sanayii yatırımları, sınır ötesi operasyonlar ve dış politikadaki kritik tercihler bunun en belirgin örnekleri arasında yer aldı.
Üçüncüsü; devletin tüm kapasitesini aynı hedefe yönlendirebilmesi. Kriz anlarında kurumlar arasındaki koordinasyonu hızlandırmaya çalışan bir yönetim anlayışı benimsedi.
Dördüncüsü; uluslararası denge kurabilmesi. Batı ile ilişkileri sürdürürken Rusya, Körfez ülkeleri, Türk Devletleri Teşkilatı, Afrika ve Asya ile de ilişkilerini geliştirmeye çalıştı. Böylece Türkiye'nin uluslararası hareket alanını genişletmeye yönelik bir dış politika izledi.
Beşincisi; toplumla doğrudan iletişim kurması. Kriz dönemlerinde kamuoyuna sık sık hitap etmesi ve sürecin sorumluluğunu üstlenmesi, destekçileri açısından güven veren bir liderlik tarzı olarak görüldü.
Haberin DevamıAltıncısı; baskı altında çalışabilmesi. Aralıksız seçimler, ekonomik dalgalanmalar, güvenlik tehditleri ve uluslararası krizler arasında uzun yıllar yönetimde kalabilmek, modern siyaset açısından dikkat çekici bir dayanıklılık örneğidir.
Yedincisi; krizleri dönüşüm fırsatına çevirmeye çalışması. Savunma sanayii, enerji, ulaştırma ve yerli teknoloji alanlarında atılan birçok adım, yalnızca günü kurtarmaya değil, Türkiye'nin uzun vadeli kapasitesini artırmaya yönelik hamleler olarak değerlendirilmektedir.
Sekizincisi; krizlerden siyasi olarak güçlenerek çıkabilmesi. Dünyada pek çok iktidar büyük krizlerin ardından ciddi güç kaybederken, Erdoğan birçok kritik dönemin ardından yeniden seçmen desteği almayı başardı. Bunun arkasında yalnızca siyasi iletişim değil; örgütlenme gücü, saha hâkimiyeti ve seçmenin beklentilerini okuyabilme becerisinin de etkili olduğu söylenebilir.
Haberin DevamıBu noktada dikkat çekici olan yalnızca iktidarın performansı değildir. Kriz yönetimi, aynı zamanda muhalefetin de en önemli sınavıdır.
Son dönemde CHP'nin yaşadığı parti içi tartışmalar, hukuki süreçler ve liderlik eksenli gerilimler, kamuoyunda muhalefetin kendi krizlerini yönetme kapasitesi konusunda soru işaretleri doğurmuştur. Parti içi anlaşmazlıkların ve yönetim krizlerinin zaman zaman kamuoyunun gündemini, muhalefetin ülkeye ilişkin politika önerilerinin önüne geçirdiği görülmektedir.

15