RECEP Tayyip Erdoğan'ın siyasi mirası konuşulurken çoğu zaman gündelik tartışmaların içinde kayboluyoruz.
Bir gün ekonomi konuşuluyor. Bir gün seçimler.
Bir gün siyasi polemikler.
Oysa tarih, liderleri günlük tartışmalarla değil, ülkelerinde bıraktıkları kalıcı dönüşümlerle değerlendirir.
Bugünden geriye dönüp baktığımızda Erdoğan döneminin en önemli özelliği nedir sorusuna verilecek cevap, tek bir proje veya tek bir yatırım olmayacaktır.
Asıl cevap, Türkiye'nin birçok alanda aynı anda yaşadığı paradigma değişimidir.
Bugün savunma sanayisindeki gelişmeler konuşuluyor.
İHA'lar, SİHA'lar, milli gemiler, helikopterler, uçaklar, füzeler, çelik kubbe, mühimmat, tank vb. gibi en gelişmiş savunma sistemleri ve bunların ihracatı... Ancak bunlar artık o kadar doğal karşılanıyor ki yirmi yıl önce Türkiye'nin bu alanlarda ne durumda olduğu çoğu zaman unutuluyor.
Haberin DevamıBenzer durum enerji alanında da yaşanıyor.
1990'lı yılların sonlarında Türkiye'nin her kış enerji sıkıntısı yaşayabileceği tartışılırdı. Doğalgaz kesintileri, elektrik arzı endişeleri ve enerji bağımlılığı sürekli gündemdeydi. Günde 20-12 saat elektrik kesintilerini ne çabuk unuttuk; bu yüzden birçok fabrika sahibi tesislerini söküp başka ülkelere taşıdı. Bugün ise Türkiye yalnızca enerji tüketen bir ülke değil; depolama kapasitesi geliştiren, yeni üretim alanları oluşturan ve enerji koridorlarının merkezinde yer alan bir ülke konumuna gelmiştir.
Ulaştırma altyapısında yaşanan dönüşüm de benzer şekilde artık sıradan görülmektedir.
Otoyollar, köprüler, tüneller ve lojistik ağlar günlük hayatın doğal parçaları haline geldiği için çoğu zaman fark edilmiyor.
Aynı şekilde organize sanayi bölgelerinin sayısındaki artış, teknoparkların yaygınlaşması, Türk müteahhitlerinin dünya pazarlarındaki yükselişi ve Türk şirketlerinin uluslararası ölçekteki faaliyetleri de artık olağan kabul ediliyor.
Oysa bunların her biri Türkiye'nin üretim kapasitesini artıran yapısal dönüşümlerdir.
Fakat bütün bunlardan daha önemli bir değişim vardır.
Belki de Erdoğan döneminin en büyük dönüşümü devlet içindeki vesayet düzeninin sona erdirilmesidir.
Bir dönem Türkiye'de seçilmiş siyasetçilerin yanında seçilmemiş güç odakları da ülke yönetiminde belirleyici ve çoğu kez negatif rol oynuyordu.
Askeri bürokrasi, güvenlik bürokrasisi, yargı ve çeşitli kurumsal yapılar, zaman zaman siyasetin üzerinde konumlanabiliyordu. Bugün bu tablo büyük ölçüde değişmiştir.
Türkiye'nin demokratik standartları konusunda farklı eleştiriler yapılabilir. Ancak seçilmiş siyaset üzerinde vesayet kurabilen yapıların etkisinin geçmişe göre önemli ölçüde gerilediği de inkâr edilemez bir gerçektir.

16