Erdoğan gerçeği

CUMHURBAŞKANIMIZ Sayın Recep Tayyip Erdoğan, gelmiş geçmiş hiçbir siyasi lidere benzemiyor. Zira nev-i şahsına münhasır bir kişiliğe sahip.

Seçimle işbaşına gelen bir siyasi liderin, iktidarını kesintisiz olarak, çeyrek asra yakın bir süre sürdürebilmesi kolay olmasa gerektir. Üstelik bu netameli coğrafyada!

Çok açık ifade ediyorum; milletine sevdalı olup milleti için kefeni giyerek hizmet yoluna çıkan ve bunu yıllar boyu gece gündüz demeden hummalı bir şekilde çalışıp başaran başka bir siyasi lider olmamıştır.

Sadece içerideki rakipleri değil, dışarıdaki pek çok ülke lideri, Sayın Erdoğan'ı kıskanıp istememelerine ve bu uğurda ellerinden gelen her türlü siyasi ve ekonomik baskıyı uygulamalarına rağmen o, dimdik ayakta durmuş ve başarılarını sürdürmüştür.

O, bir asırdan beri milletçe ve hatta ümmetçe beklenendi. Zira bir asırdan fazla bir zamandır bu milletin ve ümmetin ayarlarıyla oynanmakta, Müslümanlar insan yerine konulmayıp aşağılanmakta ve sahip oldukları değerleri ile alay edilmekte idi.

Haberin Devamı

Millet, bütün unsurlarıyla, esas itibarıyla cihanşümul bir imparatorluğun bakiyesi idi ve içinde çeşitli ırkları, dinleri, mezhepleri, dilleri, meşrepleri barındırıyordu. Bu durumun ibretlik misali Çanakkale Şehitliği'dir.

Orada, bu din, vatan-millet ve bu bayrak için canını verip koyun koyuna yatan her ırktan, her dinden, her dilden, her mezhep ve meşrepten insanları görürüz.

İttihat Terakki ile başlayan sözde milliyetçilik cereyanı, Cumhuriyet devrinde de devam ettirilmiş ve bir kesim hariç diğer bütün kesimler ya ırklarından ya inançlarından ya mezheplerinden ya da dillerinden dolayı dışlanmıştır.

Vatan, din, millet ve bayrak uğruna canlar verilirken; hiç kimse ırkından, dilinden veya inancından dolayı dışlanmadı ama savaş kazanıldıktan sonra, zamanın Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt, TBMM kürsüsünden "Türk, bu milletin yegâne efendisidir, yegâne sahibidir, saf Türk soyundan olmayanların bu memlekette tek hakları vardır; hizmetçi olma hakkı vardır, köle olmak hakkı vardır, dost ve düşman ve dağlar bu hakikati böyle bilsin" diyerek zehrini kusmuştu.

İşte o vakitler ekilen bu zehirli ayırım, ötekileştirme tohumları, zamanla kangrenleşti ve bunun sonucunda milletle devletin arası açıldı. Daha da önemlisi 'Kürtçülük' cereyanı adeta bir maden gibi işletilip bölücülüğe zemin hazırlandı.