Din tüccarlığı!

Fuat Bol
Bugün
2

TÜRKİYE'de sittin senedir aynı cümleyi duyuyoruz: "Siyasette dini kullanmayın."

Hatta bunun bir adım ötesine geçiliyor ve "din tüccarlığı" suçlaması yapılıyor. Bu itham neredeyse tek yönlü bir siyasi slogan hâline getirildi. Peki gerçekten öyle mi

Önce şu gerçeği teslim edelim. Türkiye'de İslami hassasiyetleri güçlü insanların siyasette görünür hâle gelmesiyle birlikte bu tartışmanın dozu da arttı. Önce siyasetin kenarında duran, sonra etkili hâle gelen, ardından iktidara yürüyen ve nihayet devleti yönetme sorumluluğunu üstlenen kadrolarla birlikte, inanç sahibi milyonlarca vatandaş da sürekli zan altında bırakıldı. Sanki dindar olmak başlı başına bir suçmuş gibi bir atmosfer oluşturuldu.

28 Şubat bunun en çarpıcı örneğiydi.

Bugün tarih kitaplarında "post modern darbe" olarak anlatılan o dönem, aslında milyonlarca insanın inancına yönelik ağır bir baskı dönemiydi. Sincan sokaklarında yürütülen tanklar, yalnızca bir mesaj vermiyordu; devlet gücünün, kendi vatandaşına karşı kullanılabileceğini gösteriyordu. Güçlü olanın, savunmasız olana uyguladığı psikolojik ve siyasal şiddetti bu. Demokratik çoğunluğun tercihlerini beğenmeyen bir anlayışın, devleti halkın üzerinde bir vesayet aracına dönüştürmesiydi.

Aradan yıllar geçti.

Haberin Devamı

Ancak kullanılan dil değişmedi.

Bugün de aynı çevreler, mevcut iktidarı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı "dini siyasete alet etmekle" suçlamaya devam ediyor. Elbette siyasetçinin dini istismar etmesi eleştirilebilir. Buna kimsenin itirazı olamaz. Fakat eleştirinin samimi olabilmesi için önce ölçünün doğru konulması gerekir. Kişi ya da kişiler samimi olarak inanıyor ve inançlarının gereğini yaşıyorsa, bunun neresi istismar ya da 'tüccarlık'tır

Tam da burada şu soru ortaya çıkıyor:

Dini siyasete gerçekten kim alet ediyor

Son günlerde kamuoyuna yansıyan görüntülerde CHP Genel Başkanı Özgür Özel'in bir gün bir cemevinde Alevi geleneğinin ritüellerine uygun görüntüler vermesi, ertesi gün ise camide abdest alırken kameraların önünde yer alması tartışma konusu oldu. Burada mesele, bir siyasetçinin cemevine gitmesi ya da camiye uğraması değildir. Türkiye'nin her inanç grubuyla temas kurulması doğaldır, gereklidir de.

Haberin Devamı

Asıl mesele, bu ziyaretlerin doğal bir inanç ve saygı çerçevesinde mi gerçekleştiği, yoksa kameralar eşliğinde siyasi bir gösteriye mi dönüştüğü sorusudur.

Yıllardır "dini siyasete karıştırmayın" diyenlerin, konu kendi siyasi tercihleri olduğunda aynı hassasiyeti göstermemesi düşündürücüdür.

Eleştiri varsa herkese olmalıdır.

Kural varsa herkes için geçerli olmalıdır.

Aksi hâlde ortaya ilkesizlik çıkar.

Daha da önemlisi, toplumun bir kesimine (üstelik onlar inançlarının gereğini yapıyorlar) sürekli "din tüccarı" etiketi yapıştırılırken, aynı davranışlar başka kesimler tarafından sergilendiğinde bunun "hoşgörü", "toplumsal barış" veya "kapsayıcılık" olarak sunulması, kamu vicdanını ikna etmez.