Devlet ve bağımsızlık! -1-

Fuat Bol
Bugün
10

Devlet ve millet hayatımızın demokrasiye geçildikten ve hatta ondan çok az önceki 1940'lı yılları ele alalım. Yani İsmet İnönü'nün Cumhurbaşkanı olup ülkenin tek hâkimi bulunduğu yıllara ve ondan sonraki çok partili hayata bir göz atalım.

Her şeyden önce şu hususu ifade etmekte fayda var; ülkeler (devletler) güçleri oranında bağımsızdırlar. Üstelik bu güçlülük yalnızca bir veya iki sahada değildir; başta ekonomi olmak üzere güvenlik, adalet, eğitim, sağlık gibi bütün sahalardadır.

Yani ekonomisi güçlü olmayan ve güvenlik zaafı olan, diğer bir deyişle kendini koruyamayan bir devletin bağımsızlığından bahsedilemez. Bu tür devletler (devletçikler) sözde bağımsız olup mutlaka başka güçlü bir devletin güdümündedirler.

Başka devletin güdümünde olmak demek; içerideki ve dışarıdaki önemli konularda bağımsız karar verememektir. Yani 'uydu' devlet konumunda olmaktır. Uydu devletler, maddi ve manevi yönleriyle bütünüyle sömürüye açıktır.

İsmet İnönü, iktidarda kalabilmek pahasına ABD ile yaptığı ikili anlaşmalarla ülkemizin savunması ve milli eğitimi başta olmak üzere hemen her şeyini ABD'ye teslim etti. Bu, öylesine körü körüne bir teslim oluştu ki o dönemlerde kendi uçağımızı yapıyor ve kendi milli harp sanayimiz için gerek silah ve mühimmatı üretebiliyorken, bütün bunlardan vazgeçtik ve bunları yapanları cezalandırdık.

Haberin Devamı

Dolayısıyla ABD, bizi cascavlak yani savunmasız, hiçbir şeyi olmayan bir şekilde teslim aldı. Akabinde de (1950) çok partili hayata geçtik; iktidar değişti ama önceki anlaşmalarla ve girmek zorunda kaldığımız NATO ile ülkenin iplerini yine ABD'ye teslim ettik.

Sözde milli eğitimi ABD mandasında yürütüyor, sözde milli savunmayı da hiçbir silah üretmeden bütünüyle NATO'ya havale etmiştik. Hem 1963'te ve hem de 1973'teki Kıbrıs harekâtlarında NATO'nun desteği yerine kösteği ile karşılaştık. NATO, bize elimizdeki NATO silahlarını kullanamayacağımızı ihtar etti. Bununla yetinse iyi, üstüne üstlük bir de silah ambargosu uyguladılar.

Neden sonra yöneticilerimiz uyanmıştı ama 'Ba'de harab-il Basra!'

Savunma sanayisini kurduk ve hatta merhum Özal döneminde bu kurumu, Başbakanlığa bağlı müsteşarlık haline getirdik; lakin mahut kurumu işlevsel olarak kuvveden fiile çıkaramadık. Çıkaramadık çünkü devlet yönetiminde vesayet hâkimdi. İktidarlar, hangi çoğunlukla gelirlerse gelsinler asla muktedir olamıyorlardı.

Haberin Devamı

Siyasi istikrarsızlık yüzünden zorlukla kurulabilen hükümetlerin ömürleri de ortalama 16 aydı. 16 aylık bir hükümet hangi önemli kararı alabilir ve hangi kalıcı eseri hayata geçirebilirdi