Atlar tepişirken
Trump'ın keyfî dış politikası uluslararası düzeni yıkıyor iddiası, fakat bu güç mücadelesi yeni mi, yoksa tarihsel bir döngü mü?
Yazı, Trump liderliğindeki ABD'nin uluslararası hukuku görmezden gelerek İran, Venezuela gibi ülkeleri hedef aldığını ve bu davranışın küresel istikrarı tehdit ettiğini iddia ediyor. Petrol ve stratejik kaynaklar üzerindeki kontrol mücadelesinin tarihsel örneğini (1952-53 Musaddık) göstererek, bugün 'güçlülerin hukuku'nun cari olduğu bir dünya düzeninin oluştuğunu ve bunun tüm ülkeleri yakacağını savunuyor. Peki, uluslararası hukuk asla uygulanmış mıydı, yoksa yazı seçici bir tarih okuması mı yapıyor?
Dünyaüzerinde yaşanan bölüşüm kavgası giderek sertleşiyor. Akılları örtülü mevcut liderler olduğu müddetçe mahut kavganın bir Üçüncü Dünya Savaşı'na dönüşmeyeceğini kimse garanti edemez.
ABD Başkanı Trump -ki hangi kafayla nereye gittiğini kendi de bilmiyor!- bu kafayla giderse dünya üzerinde kurulu hiçbir düzen (!) bırakmayacak. Ne NATO bırakacak, ne AB, ne BM vb. Belli ki güç zehirlenmesiyle hastalıklı bir kafa taşıyor ve hemen her şeyi, hiçbir uluslararası kural tanımadan kafasına göre (keyfine göre) yapıyor. Bunu da saklamıyor, utanmadan açıkça dillendiriyor.
Bir NATO ülkesi olan Danimarka Grönland'a çökmek istiyor; gerekçe olarak da "Biz çökmesek Çin veya Rusya çökecek, dolayısıyla onlar ABD'ye sınır komşusu olurlar, böyle bir durumu kabul edemeyiz!" diyor...
Dikkat edilirse, Çin ile hangi ülke yaklaşmışsa onlara çökmeye çalışıyor. Venezuela'dan sonra İran'ın petrolüne göz dikti. Malum İran, Çin ile 25 yıllık işbirliği anlaşması yapmıştı.
Haberin DevamıAynı İran dün de (1952-53) Musaddık yönetiminde petrollerini devletleştirmiş ve yabancı petrol şirketlerini ülkesinden kovmuştu. ABD ile İngiltere, Musaddık'ı derhal alaşağı edip İran'ın petrollerine çökmüşlerdi.
Bugün, aynı filmi yeniden sahneye koydular.
Bu defa Siyonist İsrail de yanlarında; İran ve etrafındaki diğer ülkeler için aportta bekliyor, önüne gelen ülkeyi bombalıyor, yakıyor, yıkıyor.
Artık öyle günlere geldik ki ülkeler, güçleri oranında sahip oldukları malların malikidirler. Sahip olunan bütün maddi değerler, sahiplerinin elinde adeta rehin konumundadır.
Güçsüz ülkeler, sözde sahip oldukları mal, hizmet ve kaynakların emanetçisi konumundalar.
Güçlü ülkeler, ihtiyaç duydukları kaynakları, nerede, hangi ülkede bulunursa bulunsun alma hakkına sahiptir. Artık güçlülerin hukukunun cari olduğu bir dünya söz konusudur.
Milenyum çağında, medeniyetin (!) geldiği noktaya bakar mısınız! Güçlüyseniz haklısınız, yani hak güçlünündür. Artık beşerî arenada yaban hukuku (!) geçerlidir; büyük balık küçük balığı yutar!
Atlar tepişirken olan çimenlere, güçsüzlere oluyordu lakin durum değişti; bugünkü petrol savaşının narında büyük-küçük yanmayacak ülke yok gibi gözüküyor.

4