"Yazmak direnmektir Ayşe"

İlk roman denemem, babamın yeşil Olympia daktilosuyla yazdığım 29 sayfalık bir metindi. 19 yaşındaydım. Mimar Sinan Üniversitesi matematik bölümünde okuyor, yazar olma hayalleri kuruyordum. İyi de nasıl yazar olunur Geleceğim, babam tarafından 'Matematik öğretmeni' olmam şeklinde kurgulanmış, zaten evde daktilonun çıkardığı çat çut seslerden şikâyetçi herkes, kimse yazma demiyor ama anlam da veremiyor. Oysa şaryoya beyaz kâğıdı geçirip yazmaya başladığım anda dünya duruyor, ben kendi anlamımın o duran dünyanın içinde bir yerlerde olduğunu seziyorum ama ne yapmam gerektiğini de bilmiyorum.

İkinci sınıfta seçmeli ders olarak sanat tarihi aldım. Dersin hocası sanatçı Gün İrk. Derse de, hocaya da bayılıyorum. Öğrenciler kendi aralarında konuşuyor: "Gün Hanım, Müjdat Gezen'in ilk eşiymiş." Ben Gün hocama danışayım en iyisi diye karar verdim bir gün. O yazar çevrelerini tanıyor olabilir. Elimde 29 sayfalık metnim bir ders çıkışı durumumu anlattım. Çok ilgilendi, metni aldı, "Bir hafta sonra görüşelim," dedi. Sonraki hafta ders çıkışı beni yanına çağırdı. "Türk Sinemasının önemli senaristlerinden, yazar arkadaşım Ayşe Şasa'yla konuştum. Şu gün şu saatte seni bekliyor." Nasıl sevindiğimi bugün bile hatırlarım.

Randevu günü Ayşe Şasa'nın Yıldız Posta Caddesi'ndeki evine gittim. Geniş bir salon. Bir duvardan diğerine uzanan büyük kütüphane kitaplarla dolu. Sehpanın üstü, masa, koltuk kenarı… Daktilo sonra, orta yerde, yanında kâğıtlar, defterler. İnce uzun boylu bir kadın karşımda. 40'larının sonunda. Uzun simsiyah saçları var, aralarına beyazlar karışmış. Tok bir ses tonu. Ciddi. Beni dinledi. Ona uzun uzun yazmayı çok sevdiğimden ama nasıl ilerleyeceğimi bilmediğimden söz ettim. 29 sayfalık metnimi aldı. Okuyacağını söyledi.

15 gün sonra tekrar buluştuk. "Bak yavrucuğum" dedi. Sesinde şefkat vardı bu defa. Genç bir kızın duygulu kaleminden çıkma otobiyografik metni işaret ederek "Çok istersen basılır ama tavsiye etmem. Muazzez Tahsin Berkant ve Kerime Nadir karışımı bir yazar olarak ortaya çıkmanı istemem çünkü. İyi haber şu: Sende yazarlık mayası var. Ama kendi dilini bulmalısın. Okumaya ve yazmaya devam et" dedi. Dediğini yaptım, okumaktan ve yazmaktan hiç vazgeçmedim; ilk romanım "Kaç Zil kaldı Örtmenim" tam 20 yıl sonra çıktı.

O gün 19 yaşındaki matematik öğrencisine vakit ayıran, onun elinden tutan, yol gösteren Ayşe Şasa hayatımın en önemli figürlerinden biridir. O yaşlarda çok farkına varamadığım bu şans, yıllar içinde Şasa'yla ilgili bilgim arttıkça, onun Türk sinemasının düşünürlerinden biri olduğunu öğrendiğimde, tüm filmlerini izlediğimde anlam çerçevesini genişletti. Bir daha hiç görüşemedik. Ama uzaktan uzağa izlemeye devam ettim onu. Ketebe Yayınları'ndan çıkan "Delilik Ülkesinden Notlar" ve "Bir Ruh Macerası" kitaplarında, yaşadığı hakikati bulma ve yazma serüveni bütün ayrıntılarıyla anlatılır. Yazmasına çocukluğunda ve ilk gençliğinde ailesi tarafından karşı çıkılan, vazgeçmeyen, erkek egemen sinema sektöründe kalemiyle var olmaya çalışan bir kadının, şizofreninin bulanık sularında verdiği büyük mücadeledir onun hayatı.

İşte o hayat, "Ayşe", TRT'nin dijital platformu tabii'de 10 bölümlük ilk sezonuyla geçen hafta gösterime girdi. Yönetmenliğini Osman Nail Doğan'ın yaptığı, İdris Meydi ve Furkan Çalışkan'ın yer aldığı senaryo ekibinde de bulunduğu dizide Ayşe Şasa'yı Deniz Baysal, büyük bir başarıyla canlandırıyor. İyi yazılmış, iyi çekilmiş, iyi oynanmış bir yapım. Şasa'nın Batı'yı idealize eden ailesinde Hitler Almanya'sından kaçan dadılarla büyüdüğü çocukluk yılları, Robert Kolej dönemi ve gençliği arasında geçişlerle ilerleyen dizide yazarak nefes alıp verebilen, güçlü gibi görünse de eşi Bülent Oran'ın deyişiyle Andersen'in Kibritçi Kız'ı kadar kırılgan olan bir kadının korku filmlerini aratmayan hayatı, iç dünyası büyük bir sükunet içinde anlatılıyor. Kendi gerçeğini bulmak için verdiği zorlu mücadelede Atıf Yılmaz, Halit Refiğ, Kemal Tahir, Bülent Oran gibi gerçek yol arkadaşlarının yanı sıra, sanrılarında hayat bulan iki de hayali arkadaşı başrollerde. Bir yandan entelektüel yanı kuvvetli bir senarist olarak 'görülmeye' çalışıyor, bir yandan da kendi karanlığı içindeki 'görünmezlik'le başa çıkmaya… Senaryolarını duygusal avantür Yeşilçam filmlerine çevirmeye çalışan yapımcılar, nüfus cüzdanını eline tutuşturup onu reddeden ailesi, yazarak yaşama inadı, çocukluğundaki dadıların hediyesi Hitler, Gestapo, polis sanrılarıyla verdiği mücadele, 1980 darbesinin sinemayı ve aydınları yerle bir edişinden aldığı yaralar, Batı dayatmacılığıyla geçen yıllarını kendi kültürünü öğrenerek temize çekme çabası… İbnü'l Arabi'nin "Füsusu'l Hikem" adlı kitabını okuyunca değişen dünyası. Tasavvuf yolunu seçişi. Alabildiğine zor bir hayat. Yazarak üstesinden gelmeye çalışılan. Pes eden, ayağa kalkan, yeniden düşen, direnen, bir daha yükselen bir Ayşe. Kulağında Kemal Tahir'in öğüdüyle: "Yazmak direnmektir Ayşe, kelimelerinle direneceksin".