Otuz üç yaşında bir yazar, son on bir yıldır yirmiden fazla dile çevrilen kitaplarıyla edebiyat dünyasını sarsmaya devam ediyor. Fransız yazar Edouard Louis'den söz ediyorum. Fransa'nın kuzeyindeki Amiens şehrinde, işçi sınıfına mensup bir ailede doğdu. Ailesinde üniversiteye giden ilk kişiydi. Ecole Normale Superieure'e girdi. Homofobiyi, ırkçılığı, egemenlerin zorbalığını, işçi sınıfını, kadına şiddeti ve sosyal eşitsizliği odağına alan kitaplara imza attı. Otobiyografik kitaplarında hayatını hallaç pamuğu gibi attırıp okura sundu. Can Yayınları'ndan çıkan yeni kitabı "Monique Kaçıyor" da onlardan biri.
Louis annesinin özgürlük mücadelesini ve kendini yeniden var etme sürecini işliyor "Monique Kaçıyor"da. Ayberk Erkay'ın nefis çevirisiyle su gibi akan kitap, gece yarısı yazarın annesinden gelen bir telefonla başlıyor. Monique oğluna, babasından boşandıktan sonra bir süredir birlikte yaşadığı adamın kendisine şiddet uyguladığını söylüyor. Edouard Louis, Atina'da bir otel odasında alıyor telefonu. Annesiyle konuşurken, arkadan adamın hakaretlerini de duyuyor. O an aklına gelen ilk şey annesini bu adamdan kurtarmak.
Anne ve oğlu, o telefon görüşmesinde bir kaçış planı hazırlıyorlar. Monique kaçmak zorunda çünkü birlikte yaşadığı adam öyle medeni bir ayrılığa uygun biri değil. Bunu öğrenirse Monique'in başına gelebilecekler Edouard'ı fazlasıyla endişelendiriyor. Sonuçta Monique, sabaha karşı, sevgilisi sızmış hâlde yatarken, kendisi için önemli eşyalarından oluşan küçük bir valiz yapıp evden ayrılarak, oğlunun Paris'teki evine sığınıyor.
Kaçış sonrası Monique hayatını yeniden kurma sürecine giriyor. İşi dolayısıyla Atina'dan ayrılamayan Edouard, telefonda bu süreci adım adım planlıyor. Bir yanda adamın evi bulup kendisine zarar verme ihtimali diğer yanda özgürlüğün ayak sesleri. Monique bu ikisi arasında gidip gelerek, özgürlüğün gerektirdiği bedellerin tümünü göğüslüyor.
Edouard Louis, sadece bu kaçış ve hayatı yeniden inşa sürecini anlatmakla kalmıyor anlatısında. Annesini kurtarmaya çalışırken ona hesap da veriyor. Bunu yaparken geçmişiyle yüzleşiyor. Çocukluğunda çok yemek yediği, duşta fazla kaldığı için kendisine kızan annesinin, yoksul ailenin yaşam çarkını döndürebilmek için verdiği mücadeleyi fark ediyor. Ona haksızlık ettiğini. Monique kendi kendinin efendisi olacağı bir hayata hazırlanırken anne oğul ilişkilerini temize çekiyor.
Hayatı boyunca yokluk içinde ailesini ayakta tutmaya çalışmış, emeği görülmemiş, eşinden şiddet dışında bir şey görmemiş, itilip kakılmış bir kadının, sınıfıyla, kadın kimliğiyle ve oğluyla sınanışının hikâyesini anlatan kitap ördüğü sert gerçekliğin yanı sıra taşıdığı umutla da dikkat çekiyor. Bu arada şunu da eklemeliyim, Edouard Louis'nin bu kitabı yazmak gibi bir planı yok başlangıçta. Hatta o sıralarda abisiyle ilgili bir roman üzerinde çalışıyor. Ne var ki, kitapta okuyacağınız bazı gelişmelerden sonra Monique oğlunun bu kitabı yazmasını istiyor. Edouard Louis, edebiyata dair hiçbir şeyin kendisine bu kadar neşe vermediğini söylüyor.

15