Ölmez Ağacı'na veda

Haldun Dormen'i uğurladık bu hafta. Benim için yoğun olarak Akdeniz Havzası'nda yetişen, bin ile 3 bin yıl arası yaşayan Ölmez Ağacı'ydı Haldun Dormen. O kadim zeytin ağacı gibi asırlar devirerek sanatın ve umudun simgesi olmaya devam edecekti.

Cenaze töreni vasiyeti gereği, Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nde yapıldı. Sanmayın ki, öldü ve iki gün içinde o herkesin hayran kaldığı tören gerçekleşti. Vedalar önceden planlanır. Basında da böyledir. Belki biraz sert gelecek ama, belli bir yaşın üstündeki devlet adamları, bilim insanları, sanatçılar için ölümleri anında yayınlanacak yazılar önceden yazılıp bekletilir. Bizim kültürümüzde 'yolcu etmek' önemlidir. Misafir kapıyakadar geçirilir, paltoları tutulur, en iyi dileklerle, zarif bir şekilde uğurlanır, bir de pencereye çıkılıp arkasından el sallanılır. Ölüm için de böyle olmalıdır.

Haldun Bey'in üç hafta kaldığı yoğun bakıma alındığı ilk günlerde Bkz. İletişim'in kurucusu Banu Zeytinoğlu'yla yaptığımız toplantıda yüzündeki kederli ifadenin o sıralarda Dormen'in cenaze töreni hazırlıklarıyla ilgilenmekten kaynaklandığını öğrenmiştim. Banu Zeytinoğlu, başta Ömer Dormen olmak üzere, Haldun Bey'in öğrencilerinin verdiği destekle oya gibi işledi son zeytin dalını. Sorumluluğu ağırdı. Çünkü babasının arkadaşı olan, beş yaşından beri tanıdığı Haldun Abi'si, vaktiyle Banu Zeytinoğlu'nun, annesi Güneş Hanım için hazırladığı cenaze törenine katılmış ertesi gün onu arayıp "Şekerim, çok çok çok güzel bir törendi. Aynısından isterim. Sana vasiyetimdir" demişti.

Dormen'in bayrağa sarılı tabutu, üzerinden bir çağlayandan akar gibi süzülen beyaz çiçeklerle sahnedeydi. Güller, ortancalar, krizantem, lale, erengül… Ve delfiyum sarkıtları. Haldun Dormen'in portresinin yer aldığı yağlı boya tabloya, son dönem fotoğraflarıyla gençlik yıllarından siyah beyaz kareler eşlik ediyordu. Törene katılan tüm dostlarının yakaları için de özel yaka çiçeği hazırlanmıştı. Mimozaların üstüne yerleştirilmiş, Dormen'in çok sevdiği renklerden beyaz, pembe, turuncu çiçekler.

Törenin sunuculuğunu öğrencisi Halit Ergenç yaptı. Haldun Dormen belgeseli "Yaparsın Şekerim"in yönetmeni Selçuk Metin'in hazırladığı video, barkovizyonda gösterildikten sonra dakikalarca ayakta alkışladı. Dormen'in 97 yıllık şahane hayatına yetmiyordu alkışlar. Sonra arkadaşları ve öğrencileri onu anan kısa konuşmalar yaptılar. Acıları el verdiği kadar ayakta dimdik durmaya çalışarak, kırık gülümsemelerle, onun sevdiği gibi net, abartısız, içten... Konuşma aralarında hep Rahmaninov çaldı. Dormen'in en sevdiği besteci. Bu arada basın da unutulmamıştı. Töreni naklen izleyecekleri bir uydu bağlantısı kurulmuş, duyuruları yapılmıştı. Tören bittikten sonra sahneye siyah takım elbiseler içinde, uzun yıllar Haldun Dormen'in asistanlığını yapmış, bizzat onunla aynı evi paylaşmış öğrencileri geldi. Hocalarını omuzlayıp tabutu İBB'nin merasim mangasına teslim ettiler.

Törenin ardından beyaz cenaze aracıyla Teşvikiye Camii'ne getirildi Haldun Dormen'in naaşı. Teşvikiye Camii kültür sanat gazetecilerinin sık gittiği bir camidir. Sanatçı cenazeleri çoğunlukla oradan kaldırılır. Sayısını hatırlayamayacağım kadar çok cenazeye katıldım Teşvikiye'de, gazeteci olarak. Mesleğin en zor yanlarından biridir. Acı içindeki yakına mikrofon uzatmak, görüşünü almak. Cümlelerinizi özenle seçersiniz. Rahatsızlık vermemeye, lafı uzatmamaya gayret edersiniz. İşinizdir, yaparsınız. Halktan da gelenler çok olur. Sevdiği yazarı kaybetmiştir, sinema oyuncusunu, şairi, müzisyeni. Yolcu etmek isterler. Sevdikleri başka sanatçılara hafifçe yaklaşıp başsağlığı dilerler. Kamera ve fotoğraf makinesi işlevi gören akıllı telefonlar ve sosyal medya çıkana kadar böyleydi. Ama o gün Dormen'in yakınları cenaze namazı için saf tutmuş, yakın arkadaşı 91 yaşındaki İzzet Günay üzüntüden baygınlık geçirirken, arkada Halit Ergenç'in önüne beş kadın ellerinde telefonlarıyla âdeta akın ettiler. Dertleri Ergenç'le fotoğraf çektirmek. Biri yanında duruyor oyuncunun, diğeri çekiyor. Sonra o da kendi telefonuyla arkadaşını çekiyor. Halit Ergenç acıya kesmiş, "Cenazede yapmasak" diyor büyük bir zarafetle, incitmemeye çalışarak. "Ay tamam, pardon" deyip biraz uzaklaşıyor biri ama inadı inat, o fotoğraf 'çekinilecek'. Bu defa Ergenç'e arkasını dönüp selfie yoluyla kendisini ve sanatçıyı bir araya getirmeye çalışıyor. Öyle incelikli bir cenaze töreninden sonra bu hoyratlık fazla ağır geldi bana. Acıya hürmetsizlik, saygısızlık. Tören gösterdi ki hâlâ incelikli insanlar var ama hâlâ haklı Gülten Akın "Ah, kimselerin vakti yok, durup ince şeyleri anlamaya". Sosyal medya durmaya izin vermiyor. Daha hızlı, daha fazla tıklı, daha çok kalp, daha, daha… Bir durun artık!