Kadının adı Defne

Isparta'dan 40 yaşında bir kadın sesi yükseldi geçen yıl: Nazlı Doğan Özsöz. İlk kitabı "Yüreğin Kabarmış", Alakarga Yayınları'ndan çıktı. İtiraf etmeliyim ki gözümden kaçmış, okuyamamıştım. Bu yıl, Duygu Asena'nın doğumunun 80'inci, ölümünün 20. yılında, Doğan Kitap'ın, onun anısını ve düşüncelerini yaşatmak amacıyla düzenlediği Duygu Asena Roman Ödülü'nü bu kitap kazandı. 2007'de başlatılan ilk ödülden bugüne görev yaptığım jüri, bu yıl itibarıyla değiştirildi. Jürilikte kan değişimi iyidir. Farklı gözlerin farklı değerlendirmeleriyle ödül canlanır. Çok güçlü bir jüri değerlendirdi Nazlı Doğan Özsöz'ün kitabını ve onu ödüle değer buldu.

Jüri, Özsöz'ün romanda geçmiş ile bugün arasında kurduğu ustalıklı geçişlere vurgu yaptı. Genç bir kadının iç dünyasını sahici ve derinlikli bir şekilde yansıttığına dikkat çekti. Romanın aile ilişkilerini ve kırılgan insan hâllerini yalın ama güçlü bir dille işlediğini söyledi. Okurda bıraktığı güçlü bir gerçeklik duygusunun altını özellikle çizdi.

"Yüreğin Kabarmış"ı okuduğumda jürinin oy birliği ile verdiği ödülün gerekçelerinin tümüyle karşılaştım. Romanın kahramanı Defne, bu ülkedeki pek çok sayıda kız çocuğu gibi alacaklı bir çocuk. Ailesinden sevgi görmeyen. Hoyrat bir baba ve varoluşunu kocasına bağlamış bir anne elinde büyümüş. Değersizlik duygusunu el birliğiyle derinlemesine yaşatmış karı koca, biricik kızlarına. Anne baba teyidi almamış her çocuk gibi, bir onaylanma arzusunun pençelerinde kıvranıyor Defne. Kendini dünyanın merkezi sayan narsist babası, gözü kocasından başka kimseyi görmeyen, celladına âşık annesini bırakıp 20'lerinin başında evden ayrılıyor. Üniversiteyi bitiriyor, bir restoranın işletmeciliğini yapmaya başlıyor. Başarılı da oluyor. Babasından değer görmemiş bir kız çocuğu olarak ona aynı değersizliği yaşatan erkeklerle olmayı seçiyor bilinçdışı. Köksüz, yara bere içinde bir genç kadına dönüşüyor. O kadar ki, hiçbir sıcaklığı olmayan kupkuru bir lojmana layık görüyor kendini, orada yaşıyor.

Gel zaman git zaman, çocukluktan sorunlu olan kalbi isyan ediyor. Büyük bir açık kalp ameliyatı geçiriyor. Ameliyattan sonra beş yıldır hiç görüşmediği annesini arıyor. Ailenin yeni aldıkları eve gidiyor, nekahat dönemini geçirmek üzere. Annesi Defne'nin odasını olduğu gibi bu eve taşımış. O odada iyileşme savaşı verirken, bir yandan da annesi ve babasıyla zorlu bir yüzleşme sürecine giriyor Defne. Bu arada hiçbir şey değişmemiş, baba aynı nadan baba, anne yine babanın ekseninde dönen ışıksız yapayalnız bir gezegen.

Bir yandan ailesiyle bir yandan kurduğu hayatla yüzleşen, hesaplaşan Defne'nin, bilinçakışı yöntemiyle yazılmış hikâyesini zamanda geri gidiş ve dönüşlerle anlatıyor yazar. Annesiyle yaptığı bir konuşmayı takiben gelen paragrafta bir çocukluk anısını anlatmaya geçiyor misal. Bu geçişleri ustalıklı bir üslupla teğellerken birbirine, yaşamının kumaşını desen desen ortaya koyuyor. Türkiye'nin ortak kadın hafızasından biçilmiş. Kalbi usul usul kendini tamir edip iyileşmeye, ruhu da ona eşlik etmeye başlıyor. Hem annesini hem kendisini yeniden inşa etmek için büyük bir mücadele veriyor Defne.

Nazlı Doğan Özsöz'ün, kıvamlı, lezzet dolu, ajitasyondan uzak, anlattığı hikâyeyi ağırlaştırmayan, sık sık mizahtan güç alan dupduru bir üslubu var. Türkçesi ışıl ışıl, zengin, rengârenk. Karakterleri çok derin. İç dünyalarını, ruh hâllerini, iyi yazarlara özgü kendiliğinden bir psikolojiyle hallaç pamuğu gibi attırıyor. En önemlisi bize Defne'nin bir gün kendini inşa sürecini tamamlayıp dimdik ayağa kalkacağı umudunu veriyor. Elini uzatıp, tek hamlede annesini de yerden kaldıracağını, dahası onlar gibi pek çok kadına ilham olacağını hissettiriyor.