Annelik, kadının yakasına kırmızı kurdeleyle takılan kutsallıkla sınırlı değil. Öncesinde gerçekleşen baby shower'lar, anne babanın bebek alışverişleri, pembeli mavili balonlarla dolu bir mekânda açıklanan cinsiyet partileri, hamile estetiği içinde sosyal medyada paylaşılan fotoğraflar. Bu renklilik de tıpkı kutsallık gibi anneyi bekleyen ve bir ömür boyu sürecek ağır sorumluluğu hafifletme çabasıdır belki de. Bebeğin anne rahmine düşmesinden itibaren başlayan süreç: Mide bulantıları, giderek ağırlaşan bir beden, uyku hali, halsizlik, oturup kalkamama, doğum sancısı, doğum, uykusuz geceler, dünyaya gelen savunmasız bebeğin kadına ait her türlü önceliği geride bırakması. Sonra büyüme sancıları, hastalıklar, okullar, iş, eş seçimleri… Annenin hayatı boyunca çektiği vicdan azabı: Daha iyisini yapabilir miydi çocuğu için Yine tüm hayatı boyunca yaşadığı kaygı: Ya başına bir şey gelirse
Bütün bunlar 'annelik kutsaldır' kabulüyle üstesinden gelinecek gibi değil. Her aşaması zor. Ama belki de en zorlu olanı doğum sonrası depresyon. Çok zor hem de. Belli bir aşamada kadının çocuğundan sonra kendisini de doğurmasına imkân sağlasa da. Postpartum depresyondaki annenin yaşadığı fiziksel ve duygusal değişimlere verdiği tepkiler, hormonların başa getirdiği türlü çeşit sıkıntı, rahmin normale dönme süreci, sıcak basmaları, baş ağrıları, göğüslerde şişkinlik, yorgunluk, uykusuzluk; bir bebekle birlikte bizatihi kendisi de hayli zor olan hayata uyum sağlama çabası. Edebiyat ve sinemanın sık sık el attığı bir konu bu. Ama sanırım en çarpıcı örneklerinden birini bu hafta "Geber Aşkım"da izledim. Ariana Harwicz'in aynı adlı romanından Lynne Ramsay'in sinemaya uyarladığı.
Müzisyen Jackson'ın (Robert Pattinson) hamile karısı Grace (Jennifer Lawrence) ile birlikte, ölen amcasının kendisine bıraktığı Montana'daki kır evine taşınmasıyla başlıyor film. Başlangıçta iyi bir plan gibi görünüyor. Yazar olan Grace doğayla iç içe bu evde kitaplarını yazacak, bebekleri dünyaya gelecek, birlikte onu büyütecekler. Üstelik onlar sıradan bir çift değil. Birbirlerine aşk ve tutkuyla bağlılar. Ki bu sekansları izlerken, hiç bitmeyeceğini düşünüyor insan. Birbirini böylesine tutkuyla seven bir karı kocanın üstesinden gelemeyeceği herhangi bir zorluk olamayacağını. Ne var ki doğumdan sonra usul usul tepetaklak olmaya başlıyor Grace'in bedensel, duygusal ve zihinsel dünyası. Onunla birlikte evliliği ve kocasıyla ilişkisi. Bedenine yabancılaşıyor, cinsel yaşamı sekteye uğruyor, gecenin her vakti uyanıp ağlamaya başlayan bebeğine süt vermeye koşarken yorgunluktan yıkılacak gibi duruyor. Tutku ve aşk ekseninde dönen dünyası, isim bile koymadıkları bebeğin eksenine transfer oluyor. Artık yazamayan, istenmediğini düşünen, zihni giderek bulanan bir kadın hâline geliyor. Jackson'ın hayatında büyük bir değişiklik gözlemlemiyoruz. Zaten de babalığa kutsaldır diyen yok.

17