Katja Oskamp adını duymuş muydunuz 1970 doğumlu Alman yazar. Leipzig'de doğuyor. Berlin'de büyüyor. Tiyatro eğitimi aldıktan sonra oyun yazarı ve dramaturg olarak çalışıyor. Ardından Alman Edebiyat Enstitüsü'nde edebiyat okuyor. Yazarlık kariyeri 2000 yılında bir öykü kitabıyla başlıyor. Ki bu kitap ona Rauris Edebiyat Ödülü'nü kazandırıyor. İlk romanıyla yine bir ödül kazanıyor. Ardından bir roman daha geliyor.
45 yaşında bir kırılma yaşıyor yazar. Kızı bir yıllığına İngiltere'ye gidiyor, eşi kanser hastası ve son yazdığı novella 20 yayınevi tarafından geri çevriliyor. 2015 yılına geldiğinde beş yıl önce tanıştığı spor eğitmeni arkadaşı Tiffy, Doğu Almanya'nın en büyük prefabrik konut mahallesi olan Marzahn'da kendi kozmetik merkezini açıyor. Ve umutsuz bir ruh hâlinde olan yazara "Yanımda ayak bakım uzmanı olarak çalış," diyor. Yazar ayak bakımı eğitimi aldıktan sonra Tiffy'nin yanında işe başlıyor. Yaşı 48. Müşterilerin ayak bakımını yaparken, onlardan dinlediği insan hikâyelerini kâğıda döküyor zaman içinde. 2019 yılında merkezdeki gözlemlerinden oluşan kitabı "Marzahn, Sevgilim" Berlin'de yayımlanıyor. Kitap büyük ilgi görüyor. Altı bölümlük bir mini diziye uyarlanıyor. Ardından da 100 bin Euro değerindeki Dublin Edebiyat Ödülü'nü kazanıyor.
"Marzahn, Sevgilim"in Türkçesi geçtiğimiz hafta Can Yayınları'ndan çıktı. Regaip Minareci'nin lezzetli çevirisiyle. Oskamp, kitabın girişinde aldığı ayak bakımı eğitiminin ardından iğrenme, anlayışsızlık, ve katlanılması zor bir acıma duygusuyla karşılaştığını söylüyor. Durumunun "Yazardan podoloğa görkemli bir düşüş" olarak algılandığını. Ama onun algısı böyle değil. İşini severek ve tutkuyla yapıyor.
Yaptığı kolay bir iş değil. Basit bir pedikür hiç değil. Çoğunluğu yaşlı olan insanların, sorunlu ayaklarıyla ilgileniyor. Yaptığı bakımı en ince ayrıntısına kadar anlatıyor. İtiraf etmeliyim ki kimi çok sorunlu ayaklara uyguladığı işlemleri okumak zorluyor insanı. Bir de öyle iyi anlatıyor ki, ayaklar tüm formlarıyla ve deformanslarıyla gözünüzün önünde canlanıyor, pul pul dökülen deriler, batıklar, irinli parmaklar... Ama her biriyle öyle bir içtenlikle ilgileniyor ki yazar, şefkati anlatının zorluğunu hafifletiyor. Pembe bakım masasına çıkan yaşlılar, kendilerini tahtta hissediyorlar. Birer prens ve prenses gibi. Onlar yaşlanırken, Oskamp sayesinde ayakları genç kalıyor.
İşlemler sırasında yazar, müşterileriyle sohbet ediyor. Anlattıkları hayat hikâyelerini dikkatle dinliyor. Önce ayağın durumunu ardından ayağın sahibinin hikâyesini okuyoruz. Her birini etkileyici portreler olarak kaleme alıyor. Bu portrelerde yaşlılık, yalnızlık, geçmişle hesaplaşma, insan onuru, umut gibi temaları işliyor. Oskamp ayaklara podolog olarak bakım yaparken gözleri iyi bir yazarın merakı ve zengin gözlem gücüyle çalışıyor.

14