Bir kirpinin şairlik serüveni

Bu aralar sık sık çocuk kitabı okurken buluyorum kendimi. Fark ettim ki çocuk dünyası, sertlikler ve hoyratlıklarla dolu yetişkin dünyasından bir süreliğine uzaklaşmak, biraz nefes alabilmek için âdeta bir kurtarılmış bölge. O bölgeye en kolay giriş de çocuk kitapları. Renklerini çok seviyorum. Seslerini. İçindeki masumiyeti. Resimli olanları büyüleyici. Okumama eşlik eden illüstrasyonlar hayal gücüme ivme katıyor. Çocuklar için kullanılan dilin sadeliği ise dumanı üstünde tüten anne kurabiyesi gibi. Biraz elma, biraz tarçın. Yaz esintisi, deniz mavisi. Akşam eve ekmekle dönen baba hissi.

Çocuk kitabı okurken kendime dışarıdan bakıyorum bir an. Klimanın altına, kanepesine yerleşmiş bir kadın. Yaşla birlikte sıcakla olan samimiyeti azalmış. Tam karşısındaki kitap odası, yetişkin kitaplarıyla dolu. Başucunda okumakta olduğu kitaplar, Orhan Pamuk, Han Kang, Baek Sehee'ye ait... Yakın gözlükleri ve elindeki çocuk kitabının oluşturduğu tezata gülümsüyor. Mutlu. En çok da bu. Çocuk kitabı okumak beni çok mutlu ediyor.

Bu haftaki mutluluk kaynağım Can Çocuk'tan çıkan "Kirpi'nin Mektubu". Burcu Ünsal yazmış, Gül Sarı resimlemiş. Konusu da çok ilginç. Bir kirpinin şairlik serüveni. Postacı güvercinin adrese teslim edeceği mektuplardan biri, gittiği açık hava sinemasında aniden esen rüzgârla uçuyor. Hikâye bu ya, yakalayamıyor güvercin mektubu. Çok da üzülüyor. Kim bilir sahibinin beklediği nasıl önemli bir haber vardı içinde Mektup rüzgârda savrula savrula yoluna devam edip bir ormana ulaşıyor. Yolda yağmur yemiş, zarfın üstündeki isim okunmaz olmuş. Derken bir kirpinin evinin önüne konuyor.

Kirpi mektubu okuduktan sonra yola koyuluyor. Durakta bir tavşanla tanışıp arkadaş oluyor. O sırada anlıyoruz ki, bizim kirpi yapraklara şiirler yazan bir şair. Bazen komik bazen duygulu. Dökülen yaprakları yazdıktan sonra rüzgâra bırakıyor. Bu yapraklar kimi zaman bir kumrunun kimi zaman bir köstebeğin kapısına düşüyor. Okuyup mutlu oluyorlar. Okur yazar ilişkisini hiçbir yetişkin kitabı bu kadar güzel anlatamaz.

Hikâyeye devam edersek, kirpi sohbetin bir yerinde arkadaşı tavşana, bir mektup aldığını büyük bir yayınevinin şiirlerini kitap yapmak için onu davet ettiğini söylüyor. Tavşan ona eşlik ediyor, birlikte yayınevine doğru yola koyuluyorlar. Sonunda yayınevini bulup, direktörün odasına giriyorlar. Direktör, kirpiye sorular soruyor. Okullara yönelik şeyler mi yazıyorsunuz Çok takipçili bir hesabınız var mı Hayır cevabını alınca da "İlgilenmiyoruz" diyerek kestirip atıyor. Şiirin satmadığı bilgisini de ekleyerek. İyi de o zaman bu mektubu niye gönderdiklerini soruyor kirpi. "Bir yanlışlık olmuş kusura bakmayın" diyen direktör kapıları kapatıyor. Bu kabalık karşısında üzülen kirpiyi tavşan teselli ediyor. Derken yolları bir terzi dükkânına düşüyor. Kirpi, giysilerdeki tadilat notlarının olduğu kâğıtlara dörtlükler yazıp ceplerine koyuyor. Bu defa da giysileri alan insanlar çok mutlu oluyor. Hikâyenin sürprizlerle dolu kısmı ise bu noktadan sonra başlıyor.