Önce, 2025 Cannes Film Festivali'nin ana yarışmasında prömiyerini yaparak Grand Prix ödülünü kazandı. 2026 Oscar Ödülleri'nde En İyi Uluslararası Film ödülünü alarak Norveç sinemasında bir ilke imza attı. Yine aynı yıl Avrupa Film Ödülleri'nde En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Senarist, En İyi Erkek Oyuncu ve En İyi Kadın Oyuncu olmak üzere beş ödülü ülkesine götürdü. 83. Altın Küre Ödülleri'nden de eli boş dönmedi. En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Ödülü'nü ödül arşivine kattı. Dahası de var. BAFTA, Boston Society of Film Critics, British Independent Film Awards, L.A.Film Critics Association gibi çok sayıda yarışmada da çeşitli ödüllere layık görüldü. 1974 Kopenhag doğumlu Norveçli yönetmen Joachim Trier'nin senaryosunu Eskil Vogt ile yazıp, yönettiği "Manevi Değer / Affekssjonsverdi / Sentimental Value"dan söz ediyorum.
Türkiye'de 26 Aralık 2025'te vizyona çıkan filmi, ailece geçirdiğimiz bir dizi hastalık dönemine denk geldiği için beyaz perdede görme imkânım olmamıştı. Ne yalan söyleyeyim, aklım filmde kalmıştı. Geçen hafta MUBI'de gösterime girer girmez izledim. Son yıllarda izlediğim en iyi filmlerden biriydi. Onca ödül boşuna değilmiş. Bir Bergman filminde dolaşıyormuş hissi bir yana, Trier'nin kendine has derinlikli ve özgün anlatımı sayesinde oturduğum yere mıhlandım, bir an olsun gözümü ekrandan ayırmadan filmi tamamladım.
Baba kız ve kız kardeşlik ilişkileri arasında gidip gelen filmin merkezinde bir aile evi var. Filmin karakterlerinden biri olduğunu da söyleyebiliriz. Ev güvendir, huzurdur, koruyucudur. Öte yandan ailenin anılarının, aldıkları yaraların yanında tüm duygusal bağlarının da simgesidir. "Manevi Değer"deki rolü de böyle.
Kardeşlerden büyük olan ünlü bir tiyatro oyuncusu Nora, kız kardeşi Agnes ise akademisyen tarihçi. Terapist olan annelerinin ölümünün ardından, yıllar önce boşanma sonrası kendilerini terk eden yönetmen babaları İsveç'ten çıkıp geliyor. Cenazeye katılmıyor, direkt eve geçiyor. O noktadan sonra baba ve kızları arasında bir yüzleşme, hesap görme süreci başlıyor. Bunun fitilini ise beraberinde getirdiği bir film senaryosu ateşliyor. Nora'dan bu filmde oynamasını istiyor.
Nora sahne korkusunu yenememiş, sahneye çıkana kadar büyük sıkıntı çeken bir oyuncu. Ve yıllarca kendisiyle ilgilenmemiş babasının filminde oynayacak. Hiç düşünmeden reddediyor, kendisini sahnede bir kez olsun doğru düzgün izlememiş olan babasının teklifini. Ona karşı büyük bir öfkesi var. Yıllar önce babasının bir filminde rol alan, bu sayede ilgisiz babasıyla sık sık görüşme fırsatı bulan Agnes ise biraz daha ılımlı Nora'ya göre. Baba ve kızları arasındaki ilişkinin en dikkat çeken yanı ise birbirleriyle iletişim kuramamaları. Yıllar girmiş araya elbet, bireysel hayatları, sorunları... Yaşadıkları yabancılık hissi insanı ürpertiyor.
Bu filmle, on beş yıl aradan sonra yeniden yıldızının parlayacağını düşünen yönetmen baba Gustav, Nora'dan olumlu cevap alamayınca filmi bir festivalde tanıştığı Amerikalı yıldız Rachel Kemp'e götürüyor. Filmin çekim mekânının aile evi olacağını söylüyor. Hollywood yapımlarında oynamaktan sıkılmış, daha derinlikli bir film arayışında olan Rachel teklifi kabul ediyor. Evi dolaştığında senaryodan daha fazla etkileniyor. Gustav'ın annesinin intihar ettiği odaya giriyor, onu anlamaya çalışıyor. Film üzerine uzun uzun düşünüyor. Gustav, Rachel'a kızlarına göstermediği şefkatle yaklaşıyor, onunla yakından ilgileniyor, hatta sarı olan saçlarını Nora'nın saç rengine boyatmasını istiyor. Ne var ki Rachel, karakteri yaratma sürecinde içine giremiyor ve sonunda Gustav'a eğer çok istiyorsa filmi bitireceğini ama gerçek isteğinin ayrılmak olduğunu söylüyor. Filmin Nora için yazıldığını görüyor çünkü.

16