Âşık Safiye'nin romanı

Safiye Ayla'nın 1969-1973 yılları arasında bir komando ile yaşadığı büyük aşkı duymuş muydunuz Zamanının medyatik aşklarından biri bu. Gazete arşivlerine bakacak olsanız ilk cümlelerin hep aynı vurguyla başladığını görürsünüz: Safiye Ayla ve genç komando sevgilisi. Bu vurgunun nedeni Safiye Ayla, 60'lı yaşlarını sürerken sevgilisinin 30'larının başında olması. Tüm haberlerde bu yaş farkının altı kalınca çiziliyor. Neyse ki Doğan Kitap'tan çıkan Serdar Soydan'ın yazdığı biyografik roman "Lütfen Alkışlamayın/ Safiye Ayla ve Komando" bu aşkı hakkıyla anlatıyor.

Safiye Ayla eşi Şerif Muhittin Targan'ın ölümünden bir yıl sonra, kendisine Antalya'dan mektup gönderen Tolga isimli bir hayranıyla mektuplaşmaya başlıyor. Onun gibi dev bir sanatçı bunu niye yapsın Derin bir yalnızlık içinde çünkü. Çocukluğundan gelen yetimler yurdu travması hâlâ canlı. Tarifi imkânsız bir yalnızlık korkusu var. Özellikle eşinin kaybının ardından, bir cana, sese ihtiyacı büyük. Belki de mektuplaşmak onun gibi biri için, o dönemlerde en güvenilir yol. Üstelik, beklediğinden de iyi gelişiyor Tolga'yla mektup arkadaşlıkları. Bir yılın sonunda ikisi de birbirine âşık durumda. Yazarak, kelimelere tutunarak.

Ne var ki Safiye Ayla, Tolga'nın evli, çocukları olan, haksız yere hapishaneye girmiş bir mahkûm olduğunu öğreniyor. Ama mektuplar o kadar güzel, Tolga öylesine içten ve samimi ki, kestirip atamıyor. Ayrıca, Tolga diğerleri gibi Safiye Ayla'ya parası için yaklaşan erkeklerden değil. Tüm varlığını Türk Eğitim Vakfı'na bağışladığını biliyor. Derdinin para olmadığı çok açık. Artık aşk mektuplarına dönen yazışmalarından anlaşılıyor bu.

Bir turne vesilesiyle Antalya'da, hapishanede Tolga'yı ziyaret ediyor Safiye Ayla. Görür görmez de tutuluyor bu çok yakışıklı genç adama. Tolga tahliye olunca İstanbul'a geliyor ve sanatçının Etiler'deki evinde birlikte yaşamaya başlıyorlar. Kısa süre sonra basınla da paylaştıkları nişanları gerçekleşiyor.

Bu noktadan sonra biz Cumhuriyet'in ilk büyük yıldızı, Atatürk'e defalarca şarkı söylemiş, adı müzik tarihine altın harflerle yazılmış Safiye Ayla'yı değil, âşık bir kadın olarak Safiye'nin portresini okuyoruz kitapta. Ama nasıl büyük bir aşk yaşadığı! Ahmet Erhan'ın şiirindeki gibi:

Boynundaki o cumartesi kokusu nerden geldi

Nerden sızdı yalnızlığıma

Sana baktıkça içimden koşmak geliyor

Durmaksızın koşan, içi içine sığmayan bir Safiye. Tam da "Artık kadınlıktan kesildim" dediği bir anda, eskisi kadar kadın hissetmediği bir anda, "Geçti benden" diye düşünürken, kendisini hiç olmadığı kadar dişi ve seksi hissettiren bu adam aklını başından alıyor Safiye'nin. Aşka düşüyor ki, hem de nasıl. Gözü hiçbir şeyi görmüyor. Basın bu çok âşık çifti adım adım takip ediyor. Kitapta Safiye Ayla'yla yaşadığı tutkulu aşk üzerinden yeni bir kimlik inşa ettiğine tanık olduğumuz Tolga'nın yardımlarıyla bol malzeme çıkıyor basına. Misal Safiye, eşini mezarlıkta ziyarete gittiği bir gün gazetecileri karşısında buluyor. Önce sinirlense de Tolga'nın telkinleriyle sakinleyip, onlara nişanlısıyla eşinin mezarına çiçek koyarken, boy boy poz veriyor. Komando, gizlice Hürriyet gazetesiyle anlaşıp, bir yazı dizisi hazırlıyor: "Genç sevgilisi anlatıyor: Safiye Ayla'yı neden sevdim" Bugünün deyişiyle love bombing'in en kralını yaşatıyor Tolga, Safiye'ye. O kadar ki sanatçı, zaman zaman bu aşk bombardımanından ürküyor. Ama değil mi ki içinden kendisinin bile bilmediği aşk dolu bir kadın çıkmış ve hayatının en mutlu günlerini yaşamakta, ne olacaksa olsun diye bakıyor Safiye.