Hayatın dinamiklerinden: Tuz (2)

Tuz nimetini ele almışken, olumlu olumsuz yönlerini gözden geçirmemiz yerinde olacaktır.

Zamanımızda artan kronik hastalıklarının meydana gelişi ve büyük zararların yaşanmasında, tuzda yapılan kimyasal ve teknolojik değişikliklerin gizli rolü korkunçtur. Sodyum klorür yapısındaki rafine sofra tuzunun, kristal kaya tuzuyla tadından başka hiçbir ilgisi kalmamıştır. Kristal kaya tuzunun, organizmamızın sağlıklı işleyişi yönünden hayatî değeri yüksektir.

Rafine sofra tuzu ise, "Hücrelerimiz açısından tehlikeli bir zehirdir. Beden bu zehri dışarı atabilmek, ya da zararsız hale getirebilmek için büyük çaba harcar. Beden, sofra tuzunu agresif bir zehir olarak algılıyor ve adına bedenin bilgeliği (İlâhî savunma sistemi FE.) de dediğimiz kendi kendini koruma mekanizması sayesinde, bu zehri acilen dışarı atmaya çalışıyor. Bu da sindirim sistemimiz için sürekli mesai anlamına geliyor ve sindirim organları yorgun düşüyor. Sonuçta bedenimiz sahip olduğu en kaliteli suyu, sodyumu nötralize edebilmek için feda etmek zorunda kalıyor. Bu da hücre ölümünü hızlandırarak, erken yaşlanmaya ve kronik yorgunluğa sebep oluyor." 1

Günümüzün en yoğun tuz tüketimi, gıda endüstrisinin ultra-işlenmiş, besleyici özellikleri bulunmayan maddelerine yüklenmiştir. Salam, sosis, sucuk gibi et ürünleri, peynir, yoğurt gibi süt ürünleri, patates cipsleri, hazır çorba ve konserveler gibi tüketim maddeleri gıda endüstrisi tarafından aşırı tuz oranlarıyla mayınlı alanlar haline getirilmiştir. Yemek masalarında tuzluklar kaldırılsa bile, işlenmiş gıdalarla beslenen kişilerin hastalıklar sarmalından kurtulabilmeleri, imkânsız hale gelecektir.

Kristal kaya tuzunun, ölçülü ve dengeli miktarda kullanılması, organizmanın fonksiyonlarını dengeleyerek, güçlendirecektir. Kaliteli tuz tüketiminin, insan hayatını etkilemesiyle yaşanan hallerden en önemlisi de "Düşünebiliyor olmamızı bedenimizdeki doğal tuzun varlığına borçluyuz. Tamamen doğal elementlerden oluşan bu tuz, maalesef biyokimyacıların yanlış temizlik işleminden dolayı yok ediliyor. Bizlerin kalsiyuma, potasyuma ve magnezyuma ihtiyacı var, bu maddelerin hepsi tuzun doğal yapısında mevcut. (Gerekli olduğunu bilen İlâhî ilim, hikmet ölçülerinde kudretiyle yerleştirmiştir. FE.). Bedenimiz ancak bunlara sahip olduğu zaman, tuzun içindeki diğer elementleri ve mineralleri optimal (uygun) olarak emebilir. Bedensel fonksiyonlarımızı mükemmel bir şekilde yerine getirebilmek için, tuzun bütünselliğine ve elementlerine ihtiyacımız var." (2) Burada unutulmaması gereken çok önemli nokta ise, göl ve denizlerden elde edilen tuzların, bu sulara karışan kimyasal atıklar, tuzun mineral ve element yapısını değiştireceğinden, tuz alırken bunun dikkatle sorgulanması gerekir.