Arayışın sonu yok. Gene de bir yerde durmalı insan. Durmalı ve bakmalı gökyüzüne, ağaçlara, dağlara, ovalara... Bulutların rengine dönüşünceye dek gözlerini ayırmamalı, her birine verebileceği anlamı düşünmeli sonra. Devam edecekse de yoluna öyle yol almalı, gitmeli.
İçinizde Don Quijote'un hevesi, gönlünüzde Kolomb'un merakı, bilincinizde Spinoza'nın ışığı olmalı.
Araya düşen gölgelerden uzaklaşmalısınız. Kendi sözünüzü bulmak, katedralinizi inşa edebilmek için yapmanız gerekendir bu.
Günü güne kavuşturan sözlerin ırmağından geçeceğinizi bilseniz de öncelikle ağartılı bir zamanın dervişi olmanın sabrını öğrenmelisiniz. ünkü insan, kendi sözünün taşlarını tek tek üst üste koymadan ne kendine ait bir katedral kurabilir ne de başkasının göğünde yankılanacak bir ses olabilir.
Yaban dilin tellallarına meyleden bakışın berisinde dursanız da korkularınıza payanda aramamalısınız.
Kendinde olan söz'e açık tutmalısınız kapılarınızı.
Şimdi, sen de "Korkarsam mahvoldum demektir" sözünü unutmuyorsun anlatıcının.
Kendi çölünde yaşayanlar öyledir.
Oradan öğrenirler her bir şeyi, sonra alıp taşırlar yeryüzüne.
Bir söz döneniyor zihninde:
"ünkü Don Quijote'un işi, Tanrı'nın bıraktığı yerden başlar."
Öyle demiyor muydu bir başka anlatıcı da:
"Trajik dram bize akıl, düzen ve adaletin sınırlarının müthiş bir şekilde kısıtlanmış olduğunu ve bilim ya da teknik kaynaklarımızdaki hiçbir gelişmenin bu durumu değiştiremeyeceğini anlatır. İnsan içte ve dışta dünyanın bir 'ötekiliği'dir." (*)
KIYISIZ YERDE...Kuşkusuz Don Quijote olmak gerekiyor, tabularla savaşmak için, çünkü o çağ geride kaldı sansak da zaman büyütüyor korkularımızı ve yeni çağ, kendi tabularına karşı çıkış için yeni bir bakışı, yeni bir sözü kuşanmayı gerektiriyor.
Gitmeyi seçerken insan, göz ardı edemediklerini de düşünmeli. Başka söz, başka dil, başka bakış o nedenle gerekli bize.
Augustinus'u hatırlayalım; o da korkularından sıyrılmak istiyordu çağında, bir o kadar da sorular sorarak tabulardan uzaklaşmak...
Onun iç çatışmalarında gördüğümüz, korkudan özgürlüğe uzanan o ince çizgi, bugün de kendi yalnızlığımızdan çıkmanın yollarını ararken bize ayna tutuyor. Tam da bu yüzden bugün Augustinus'un şu sözlerini kendi sözümüzmüş gibi benimsemiyor muyuz
"Cahilliğim yüzünden bu sorular aklımı iyice karıştırıyordu, hakikatten uzaklaştıkça hakikate erdiğimi sanıyordum. ünkü bilmiyordum ki kötülük yoktur, kötülük denilen şey sadece hiçbir iyi kalmayıncaya kadar iyilikten mahrum kalmaktır." (**)
GEİTTESİNİZ MADEM...Aşınınca aşmayı da öğreniyor insan. Bir bakışı solduran zamanın tutsağı olmaktan da belki de bu şekilde kurtarıyor kendini.
Gitmeyi seçenler öyledir, önce kendi çöllerini yaratırlar. Henri Michaux diyordu ya: "Bir başkasının gelip içinize alçı dökmesine izin vermeyin..." İşte önce çöl gerek size.
Ruhu ehlileştirmenin yolu salt buradan geçmez elbette, içinizdeki kandili söndürmemek için bilginin ışığına gitmelisiniz.
IRMAKLARLA OĞALALIM..."Yolbulan Zahit" derlerdi. Adı yaban gelse de bu yol bulma öyküsünü merak ederdim. Bazen, "Bir meczup halleri var" deseler de giyimi kuşamı, sözü edasıyla bir dervişe benzetirdim onu.

18