Küresel kapitalizmin İran yenilgisi, özellikle de ABD'nin Ortadoğu'daki hegemonya planının suya düşmesi, yeni stratejilerin hemen uygulamaya konulmasını beraberinde getirdi.
Elbette tarih tekerrürden ibaret değildir ama hatırlatmakta yarar var:
Coğrafya aynı, çıkarların gölgesi aynı; yalnızca masaya oturanların adı değişiyor.
Şöyle ki İran'da 19 Ağustos 1953'te gerçekleştirilen, "Ajax Operasyonu" adı verilen ve ABD ile İngiltere'nin ortaklaşa yürüttüğü Musaddık karşıtı darbenin bugüne bakan anlamlı yanları vardır.
Buradan bir de Mısır'a uzanalım isterseniz:
23 Temmuz 1952'de Mısır'da Cemal Abdünnasır ve arkadaşlarının gerçekleştirdiği "Hür Subaylar Hareketi" ülkede, Musaddık'ın İran'daki millileştirme hamlesiyle aynı antiemperyalist iklimin içinde, benzer bir devrim başlatmıştı.
Her iki durumda da İngiltere'nin çıkarlarına gölge düşüren bu iki "hareket", ABD ile İngiltere'yi birbirine daha da yaklaştırmış; Ortadoğu'da yeni bir hegemonya kurmak üzere ittifaka yöneltmiştir.
ABD'nin Mısır'daki Nasır yönetimine yönelik baskıları sonuç vermeyince bir tür "arabuluculuk" görevi Türkiye'ye, dönemin Demokrat Parti iktidarına verilir. Adnan Menderes'in bu yöndeki başarısızlığı, bir başka "ittifak projesi"ni gündeme getirir. Zira Mısır, "Bağlantısızlar Hareketi"ne yeşil ışık yakmış, Sovyetler Birliği'ne de yaklaşmıştır.
Bunun üzerine, gene ABD'nin desteğiyle 1955'te "Bağdat Paktı" kurulur. Türkiye ile Irak'ın başlattığı pakta daha sonra İngiltere, Pakistan ve İran katılır; Irak'ın 1959'da çekilmesinin ardından örgüt CENTO (Merkezi Antlaşma Teşkilatı) adını alır. Amaç, Sovyetler Birliği'nin Ortadoğu'daki nüfuzunu sınırlamaktır, daha basit bir söylemle o bölgeye el atmasını engellemektir!
ABD'nin bölgedeki ilk darbesiyle yeniden iktidara taşınan Muhammet Rıza Pehlevi, ABD ile İngiltere'nin bölgedeki jandarmalığını üstlenmiştir. İşte bu "kutsal ittifak"ın baş ortaklarından Türkiye de Demokrat Parti iktidarıyla bölgede benzer bir rol üstlenmeye soyunur.
O günlerde Mısır'la baş edemeyen İngiltere ve Fransa, İsrail'le birlikte 1956'da Süveyş Krizi'ni (Sina Savaşı) başlatarak Nasır yönetiminin gücünü kırmaya çalışır. Ardından 5-10 Haziran 1967'deki "Altı Gün Savaşı", Mısır'ı ağır bir yenilgiyle yüz yüze bırakır.
Gelelim bugüne:
Dünün paktları bugün başka adlarla karşımıza çıkıyor; değişmeyense bölgenin kaderi üzerinde söz söyleme hakkını kendinde gören o tahakküm iradesidir.
ABD, bu kez İran'ı dize getiremediği ve NATO içinde de aradığı desteği bulamadığı için "Mekke Ortak Savunma Anlaşması" adı verilen yeni bir "kutsal ittifak"ı devreye sokmuş görünüyor. Suudi Arabistan, Pakistan ve Türkiye bunu "bölgesel güvenlik" diye adlandırıp anlaşmanın herhangi bir ülkeyi hedef almadığını söylese de ortaya çıkan siyasal bağlam, hedefin öncelikle İran olduğu izlenimini güçlendiriyor. Yani çok açık ki küresel güçler, elbette özellikle Amerika, mayası tutmayan "Arap Baharı" safsatasını şimdi yeni bir hamleyle taçlandırmak derdindedirler.
Kulakları çınlasın; Ahmet Davutoğlu'nun "stratejik derinlik" tezi yerle bir olurken Fukuyama'nın Tarihin Sonu ve Son İnsan'dan başlayıp Büyük özülme'ye uzanan tezlerinin Ortadoğu uluslarını getirdiği noktanın özeti gibidir aslında "Mekke Anlaşması".
Yani meselenin özü, özeti şudur: Ortadoğu'da kurulmak istenen "yeni düzen"in stratejik çerçevesini böylesi bir "ittifak"la oluşturmak...
Masada güvenlik diye kurulan her cümle, sahada halkların hayatına yeni bir sınır, yeni bir korku ve yeni bir bağımlılık olarak düşüyor.
Osmanlı'nın bu coğrafyadaki izlerini silmek üzere fitili ateşleyen İngiltere'nin kuklası haline gelen kabileler, özellikle de Suudilerin Osmanlı'yı bölgede çökertmek için emperyal güçlerle kurduğu ittifak unutulmamalı.
"ağ değişti, artık bunları unutalım" demek ne denli pragmatik ve Makyavelist siyasetçilerin işiyse de Türkiye'yi iyice ateş çemberinin içine çeken bu "kutsal ittifak"ın güvenlikten çok yıkım getireceğini söylemek isterim. Üstelik hem hükümet hem de bu "ittifak"ın diğer aktörleri, anlaşmanın operasyonel ayrıntılarını açıklamaktan kaçınmaktadır.
Burada Sedat Ergin'in şu tespitini bir safdillik olarak gördüğümü belirtmeliyim:

10