Temiz toplum nasıl yaratılır

Adalet Bakanı Akın Gürlek'e Açık Mektup:

Sayın Bakan,

Son günlerde Alman yazar, kamu hukuku ve hukuk felsefesi profesörü Bernhard Schlink'in Geçmişe İlişkin Suç ve Bugünkü Hukuk¹ kitabını okurken bakan olarak döneminizdeki uygulamaları ve ülkemizde neredeyse "her alanda" işlenen "suç"ları düşündüm.

Öyle ki geçen yıl başımdan geçen ve halen hukuksal olarak sonuçsuz kalan dolandırılma öykümü hatırladım. O günlerde bunu bu köşede yazıp² anlatmama ve adli mercilere başvurmama karşın, yetkili ve görevlilerin ilgisiz kalmasını bugün artık yadırgamıyorum bile.

Geçmişte işlenen suçların (zaman aşımına uğramış olsalar bile) bugün de üzerine gidilmesi, bir vatandaş olarak bana, ülkemdeki adalet sisteminin işlediğini gösteren umut verici bir çaba gibi geliyor.

Ama bir yandan da günümüzde işlenen suçların faillerinin birçoğunun halen aramızda gezmesi ve suç işlemeye devam etmesi, kanayan bir yara değil midir sizce de

Toplumsal ya da bireysel suçların bu denli çoğalmasını yalnızca adalet sisteminin aksak, hatta "geç" çalışmasına bağlayamayız elbette. Ama başında bulunduğunuz kurumun en azından güven ortamını ve yaptırım gücünü sağlaması zorunludur bence.

Sayın Bakan,

Bunca hukuksuzluğun yaşandığı bir ortamda, ülkenin adalet bakanına "öğüt" vermek için yazmıyorum bu mektubumu elbette ama Bernhard Schlink'in yukarıda bahsettiğim kitabını okumuş olmanızı dilerim. Hatta ekibinize de bir "ödev" gibi okutmanızı öneririm.

Özelde, bana karşı işlenen dolandırılma suçunun sonuçsuz kalması ağırıma gidiyor. ünkü suç, ne olursa olsun, hangi biçimde işlenirse işlensin, mağdurda onmaz sonuçlar doğuruyor. Mağdur olan ister istemez kendini aşağılanmış hissediyor; acı, öfke, hatta öç biriktiriyor. Tüm bunlar da mağdurun hayata, yaşadığı ülkeye ve adalet sistemine duyduğu güveni azaltıyor.

"Mattia Ahmet Minguzzi cinayeti"ni, "Narin Güran olayı"nı ve daha onlarcasını hafızamıza kazıyan nedir, sayın bakan

Dilerim bu "iyi niyetli" çabalarınız toplumun her kesimine yayılır, kanayan vicdanları sağaltabilecek adımları atarsınız.

Saygılarımla.

***

VİCDANIM SÖZCÜKLERİMDİR

"Proje iktidar"ların her daim yönsüz, yordamsız olduklarını söyleyebiliriz. elişkileri kadar zayıflıkları da güç gösterme sendromundan kaynaklanır. Öyle ki içinde yer aldıkları yapı kendilerine bir "baş" seçerken biatı da yadırgamayan bir topluluk oluşur.

Bu, tam anlamıyla bir "tebaa" yaratma rejimidir. ünkü seçilen "baş", varlığını ancak onlara güç gösterisi yaparak ve onları dalkavuklaştırarak koruyabilir.

Böylesi yapılarda "parlamento" hep göstermeliktir. Zira kurulan monarşik/otoriter sistem, doğası gereği, hep saldırgan ve yıkıcıdır. Söylemi de tamamen kötülük ve kendiyle aynı fikirde olmayanı karalama üzerine kuruludur.

evresine çöreklenen danışmanlar ve kurucular, sözüm ona "adil yönetim"i göstermeyi amaçlar. Bu tamamen bir aldatmacadır. Orada kurulan hegemonya topyekûn öz çıkarlara dayanır.

Böylesi bir yapıda kamuyu elinde tutmak, şahsi çıkarlar için en büyük araçtır. Zira bunu da "fayda rejimi" olarak nitelendirebiliriz. Bunun ardından gelen yozlaşma, çürüme ve liyakatsizlik ise vasatlığın göstergesi olarak hayatın her alanında kendini gösterir.

Hele "inanç" bir sömürü aracına dönüşmüşse, araçsallaştırdıkları "din", kutsal ötesi bir anlam taşır ve ne yazık ki belli bir azınlığın çıkarı için çoğunluğu manipüle etme aygıtına dönüşür.

Burada sürekli kılınan, korku iklimi yaratmak kadar devlet aygıtlarını da sistematik biçimde birer baskı unsuru olarak kullanmaktır.

Öncelikle adalet sistemi, güvenlik güçleri ve kamusal alanların kendi çıkarlarına göre düzenlenişi; ardından elbette eğitim ve ekonomi...

Amaç, sessiz yığınları böylece kıskaca alan bir sistem kurmaktır.

Son "Deniz Göktaş olayı"nda görüp gözlemlediğimiz de aslında tüm bunların sonucudur.

Bu durum, baskıcı rejimlerde mizahtan ürkmenin yanı sıra mizah yapamamanın azabını da gösterir.

Zira odaklandıkları şey ne insanın doğası ve hayatı ne de bu bağlamda oluşan kültür ve sanat mecralarının diliyle gerçeğidir. ünkü yabancı oldukları kadar yabandırlar. Saldırganlıkları, yırtıcılıkları da buradan gelir.