Slavoj Žižek okumalarımda sıklıkla sorduğum soru şudur: Dünyanın seyri nereye gidiyor; bu gidişatı nasıl okumalıyız Onun da sorduğu ve sorguladığı sorulara eşlik eden kendi sorularım da ister istemez yeni bir dilin çağrısını getirip önümüze koyuyor.
Žižek bir yerde şunu söyler: "İlk terk etmemiz gereken şey, insanların küresel ve doğrusal bir ilerleme içinde olduğu fikridir."* Gelişim denen şey, çoğu zaman böyle bir ilerleme algısına ve bakışına dayanır. Doğrusallık her zaman onaylanabilecek bir şey değildir.
Cumhuriyetin asıl kırılma noktası, Demokrat Parti'nin 1950'de iktidara geliş sürecinde başlar. Yani çok partili yaşama geçiş, toplumu bir anda dönüştüremediği gibi, Cumhuriyet idealleri yeksenak olurken; toplumun buna hazır olamadığı çok partili siyaset ayrışmayı ve toplumsal çözülmeyi hızlandırdı.
"Gelecek Cumhuriyettir" diye adlandırabileceğimiz ideolojik ve iktisadi yapılanmanın çok uzağına düşülmüş, "doğrusal demokrasi" safsatası da rafa kaldırılmıştır.
Batı merkezli değil, giderek ABD merkezli bir siyasetin adım adım inşa sürecine girilmiştir. DP dönemi, tarikat ve cemaatlerin yeniden gün yüzüne çıkmalarına olanak sağlamıştır.
"Soğuk Savaş" politikalarının uygulayıcısı ülkeler arasında yer alan Türkiye, "komünizm"i bir tehlike gibi göstererek her türlü baskı ve korku ikliminin yaratılabileceği bir zemini hazırlamıştır.
Bu aslında DP'ye verilen bir görevdir. Tıpkı bugün AKP'ye verilen görev gibi.
DP'nin iktidar edilmesi, Cumhuriyeti kesintiye uğratma hamlesiydi. AKP ise bu halkayı tamamlayan siyasi bir projedir.
İlkten siyasi barbarlığı gösteren bir süreç yaşatıldı ülkede. 1960'lardan 1980'lere uzanan süreç bunun bir "prova"sıdır.
1980 ve 2000'lerin başı ise projenin hem siyasi hem de ekonomik inşa dönemini oluşturur.
Bugünün Türkiye'sinde yaşananlar, işte o "siyasi barbarlık"ların sonucudur.
Günümüz dünyasının gidişatına baktığımızda, Žižek'in şu tespitine katılmamak mümkün değildir: "Rusya ve in, tüm yaşam biçimlerinin eşit şekilde bir arada var olacağı ve Batı'nın sömürgeci ekonomik ve ideolojik egemenliğinden nihayet kurtulacağımız yeni çok merkezli bir dünya düzeninin savunucuları olarak kendilerini takdim etmeye bayılıyor."
ABD ve Batı karşısında Rusya ile in'i başka bir merkeze oturtmak çok da doğru gelmiyor.
Şu bir gerçek ki her alanda "kutsal ittifak" çağı geride kaldı.
ABD ve İsrail saldırıları karşısında İran'ın savunma gücü ve siyasi duruşu Ortadoğu'da dengeleri değiştirebileceği gibi; Türkiye'nin de bu "yeni merkez" içinde nerede duracağını da belirleyecektir.
İşte bu dönemeçte Žižek'i, öncelikle bu kitabı yeniden okumak, ilerlemenin "Neresindeyiz" sorusuna yeni yanıtlar aramamız için bir kılavuz niteliğindedir.
"Biz" ve "öteki" ayrımını egemen kılarak inşa edilen siyasal ve küresel salgının bir parçası. Ülkeler adeta bu paradigmaya göre yeniden inşa ediliyor.
"Arap Baharı" safsatası böyle başladı. Hedeflenen yeni ülkenin başına gelenler ortada.
Bir yanda ulusal kimlikler zayıflatılırken öte yanda etnik ve din savaşları körükleniyor. Ortak müşterekler yok ediliyor. Ama İran gerçeğinde, hegemonik güçlerin stratejik ortaklıkları yerle bir olurken beklenmeyen bir "güç"ün varlığıyla karşılaşmaları, dünyanın bundan böyle kaç kutuplu olabileceği üzerine kafa yormaya başlayacakları bir süreci başlattı.
"Yeni sömürgecilik" zihniyeti, yeni ittifaklara gitmek yerine kendi düşüşlerini önleyebilecek stratejilerin peşindeler artık.
ABD'nin in'le dansı, Rusya'nın pusuda beklemesi, Hindistan'ın ikiyüzlü politikası ve Japonya'nın pastadan pay alma derdi.
Ve Türkiye'nin kendi içindeki açmazı. Mevcut iktidarın, Cumhuriyetle savaşı kendi yıkımını getireceği gibi, stratejik ortaklarını da hayal kırıklığına uğratacaktır.
ABD ve İsrail'le alışveriş içinde olan mevcut iktidar; önündeki engelleri kaldırabilmek için elindeki devlet erkinin bütün olanaklarını kullanarak siyasi vandallıklarını sürdürmekte.
"Mutlak butlan" davası bunun yalnızca görünen bir yüzüdür.
AKP iktidarı, devlet aygıtlarını kendi siyasi ikbali için araçsallaştırarak yalnızca siyaseti yozlaştırmıyor; toplumu da ayrıştırıyor. Yaşattığı bu "derin süreç"i de "demokrasi" diye yutturuyor.

11