"Öğretmek, öğrenmekten zordur!"

Öğrenmeyi öğrenmemiş öğretmenler, öğrencilerine ne kadar maaş karşılığında hizmet ederse etsin, toplumun ruhunu tüketmeye devam edecek mi?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazı, eğitim sistemindeki kitlesel faaliyet ve görünüşteki başarıyı eleştirerek, öğrenmeye devam eden ve öğrencileriyle derin ilişki kuran öğretmenlerin desteklenmesinin aciliyetini vurgular. Öğrenmeyi öğrenmemiş eğitimcilerin gençleri olumsuz etkilediğini ve bu sorunun okul yapılarının küçültülmesi, denetim mekanizmalarının güçlendirilmesi ve sanat-kültür deneyimleriyle çözülebileceğini öne sürer. Ancak yazarın bahsettiği istisna öğretmenler ne kadar yaygın ve bu öğretmenleri sistem içinde tespit edip desteklemek gerçekten mümkün olabilir?

I-

Onlarla açık havada, mini Beltur'da karşılaştım. Telefon konuşmama tanık oldular ve muhabbet oradan ilerledi. Tanışmıyorduk. 20 dakikalık konuşmanın ardından yine tanışmadan ayrıldık. Tanışmak aynı istikamete bakmaktır. Bir anlığına dahi olsa aynı istikamete bakmak.

Kulak misafiri oldukları konuşmamın teması şuydu: Okullarında konferans vermemi isteyen bir idareciye, bütün bir okul ya da sınıfa değil, 15-20 kişiyi geçmeyen bir gruba seminer vermeyi önerdim. İlk dersin arkasından öğrencilerin ilgisine göre ayda bir defa, hatıra, hafıza, zaman ve mekâna dair edebî metinler üzerinden okuma atölyesi yaparız, dedim. Tahmin edeceğiniz gibi idareci bunun çok zor olduğunu, öğrencilerin dikkatini toplamanın mümkün olmadığını, hele hele böyle ağır konuları asla dinlemeyeceklerini söyledi.

Şöyle yapsaydım sorun yoktu: Bütün bir okulun karşısında konuşmaya çalışıp, öğrencilerin pek azı dinlediği, çoğunluk gürültü yaptığı ve cep telefonuna baktığı için ara ara onların dikkatini toplamak üzere onlara iltifatlar edip başka okullardan, başka gençlerden ne kadar farklı ve özel olduklarını tekrarladıktan sonra öğrencilerle dolu olan salonda çekilmiş birkaç kare fotoğraf, plaket ve çiçek takdim etme seremonisi ile günü tüketsem... Ve bir faaliyetin başarı ile geçtiğini ispatlamak üzere sosyal medya hesabından paylaşılan fotoğraflar...

Siyasetçisinden sanatçısına, akademisyeninden sivil toplum mensubuna kadar herkesin yaptığı bu değil mi

Telefondaki yönetici ile yaptığım konuşmaya müthiş bir alınganlıkla "kulak hırsızı olmuş", sonradan tarih öğretmeni olduğunu öğrendiğim genç hanım "Siz yanlış yoldasınız." dedi. "Öğrencileri tanımıyorsunuz, bizim ne kadar zor şartlarda öğretmenlik yaptığımızı bilmiyorsunuz. Dünya sizin bildiğiniz dünya değil artık. Sizin zamanınızdaki gibi değil hiçbir şey."

Onun bıraktığı yerden mesai arkadaşı devam etti. İlahiyat Fakültesi mezunu, 15 yıldır idarecilik yapan bir bey. Beni bilgilendirdiler. "Yeni gençlerden, yeni sorunlardan" bahsettiler. Velilerin ne kadar şımarık olduğunu örneklendirdiler. Şaşırmam için oldukça çaba sarf ettiler. Şaşırmadığımı görünce "Dinlerken kolay tabii, içinde olsanız bir saat dayanamazsınız." dediler.

Bir arkadaş ile buluşacaktık. Ben onlarla konuşurken gelen mesajı görmemişim: "Marmaray arızalı diyorlar, yarım saattir bekliyorum. Eylem ihbarı varmış. Eve dönmeye karar verdim. Beklettiğim için özür dilerim. Başka bir gün inşallah."

Gelecek olan artık gelmeyeceğine göre beklememe gerek kalmadı. Mesleğinden müşteki öğretmenleri, günün nasibi bildim. Yanlarından ayrılırken tarih öğretmeni genç hanıma "Öğrencilerinizle sergi geziyor musunuz" diye sordum.

"Ne sergisi! Hem de öğrencilerle..." dediler ikisi birden.

"Siz geziyor musunuz"

"Anlatamadık! Öğretmen olmak insanda yaşama enerjisi bırakmıyor."

Hiç dikkate almayacaklarını bildiğim halde yine de söyledim: "Beyazıt Yazma Eserler Kütüphanesi'nde mayıs ayının sonuna kadar devam eden bir sergi var. Türkiye'de ilk defa düzenlendi: Sancak Mushafları Sergisi. Meraklı bir iki öğrencinizi ödül olarak bu sergiye götürebilirsiniz. Tarihî dizileri seyretmeyi seven öğrencileriniz için ilginç bir deneyim olacaktır."

Nasıl bir sergi diye merak etmelerini beyhude bekledim elbet. Nezaketen serginin adını not almalarını filan...

Öğretmek zordur ancak öğrenmeyi öğrenmemişler için öğretmek imkansızdır. Bu iki öğretmen, öğrenmeyi öğrenmek bahsine hiç girmeden diploma sahibi olmuştu.

Milli Eğitimin en önemli meselesi, mesleğini aşk ile yapan öğretmenlerle mesleğini sadece maaş için yapan, aldığı maaşı da beğenmeyen öğretmenleri birbirinden ayıracak kritere sahip olamaması.

Günlük hayatta, özellikle minibüste öğrenci ve öğretmenlerin konuşmalarına tanık oluyorum. Kötüyü ortaya getirmemek için tanıklığımı cümle cümle kayda geçirmiyor, genellikle bir kavram eşliğinde dosyalıyorum.

Devlet okulunda öğrencilerine ayda dört kitap okutan, sanatsal becerilerini destekleyen, aileler ile irtibat içinde olan öyle öğretmenlerden haberdar oluyorum ki "Bir kaşık maya bir kova sütü mayalar." diye teselli buluyorum. Toplum için bir kaşık maya hükmündeki o öğretmenlerin, öğrencilerinde bıraktıkları iz üzerinden de kaydını tutamıyorum. Çünkü bu öğretmenlerin adı medyada geçer geçmez kifayetsiz meslektaşlarının hasedine maruz kalma ihtimali var. Nitekim daha önce başıma geldi.

II-

Bazen cümle cümle ilerlemek gerekiyor. Kısa ve vurucu. Şöyle başlayayım o vakit.

1-Öğrenmeye devam etmeyenler bir şey öğretemez.

2-Soru sormaktan vazgeçenler öğrenme heyecanını kaybeder.

3-Heyacanını kaybedenler hayretini kaybeder.

4-Hayretini kaybedenler hem kendilerini hem de etraflarındakileri tüketirler.

Öğretmenler ve akademisyenler üzerinden bu dört önermeyi birlikte düşünelim.