6-Kışı bitimsiz, yazı tekinsiz yerde çocuk olmak

Başhekim, hastanenin bahçesine çocuk parkı kurdurdu. Kaydırağın başında sıraya girmiş olan çocukları saydım. Az kaydırak çok çocuk, dedim rakamlara yenik düşüp. İstanbul'un sadece hafta sonu şenlenen deniz kenarındaki parklarını düşündüm.

Kışı bitimsiz, yazı tekinsiz bir yerde çocuk olmak…

Şehrin bir ucundan öteki ucuna, sokak aralarına kurulacak parkları hayal ettim. Çocuklara çocuk olma hakkı bahşedilirse onları erken büyümenin yükünden kurtarabilir miydik

Alnımı cama dayamış her yere park kuruyordum. Lalezar geldi:Doktor Hanımhastanız bekliyor. Benim tahterevallinin başında sıra bekleyen çocuklara hüzünle baktığımı görünceBunlar talihlidir,dedi.Siz esas bizim oradaki lojmanı seyreden çocukları göreceksiniz. Subay lojmanlarının içinde çok güzel bir park var. Salıncaklar, kaydıraklar. Bizim çocuklar demir parmaklıkların ardından öfke ile bakıyor onlara. Çocuklara bu yapılmaz değil mi Reyhan Hanım ("Doktor Hanım" değil de "Reyhan Hanım" demesi dikkatimi çekti.)Küçücük çocuklar lojmanın bahçesinde oynayan yaşıtlarına taş atmaya çalışıyor, kimse de bunu görmüyor ya ona hayret ediyorum işte. Orada o çocukların onca özenmesine, özenip de kıskanmasına alakasız duracağınıza, ya bunları alın içeri çocuktur diye ya bunlara da bir park kurun değil mi Reyhan Hanım (Parklar ve Bahçeler Genel Müdürlüğü Hakkâri halkı talep etmesini biliyor mu Lalezar, diyecekken sustum. Burada susarak iletişim kurmayı başarmak zorundayım. Sorular incitici olabilir. Yargılayıcı olabilir. İletişim kazası yapma lüksüm yok.)

Lalezar'ın anlattıkları içimdeki kartopunu kocaman bir çığa dönüştürdü. Bu şehirde kaldığım süre içinde her ay bir çocuk parkı açılmasını sağlayacağım, diye söz verdim kendime.

Gelen hasta kimmiş, dedim. Lalezar dudaklarına yayılan tebessümü saklamaya çalışarak,adını vermemiştir,dedi. İyi gelsin,dedim.

Gelen Dr. Nilay'dı. (Lalezar'ın saklamaya çalıştığı tebessümün sebebi anlaşıldı. Hüznün başkentinden, yedi gün yirmi dört saat sürpriz çıkarmaya uğraşan Nilay bu defa kendisini sürpriz olarak sunuyordu. Yanılmışım tabii.)

Uçuşa geçmişiz Doktor Hanım,dedi.Ani bir hızla düşüyoruz. Tehlike anında gaz maskelerimizi takıyoruz.

Endişeyle baktım Nilay'ın yüzüne. Tehlike Anlattıklarına muzır bir yüz ifadesi eşlik ettiğine göre… Mecazi bir anlatım içinde olmalıydı.

Zarif hosteslerimizin her uçuşta tekrar tekrar hatırlattıkları gibi düşüş anında gaz maskelerimizi önce kendimize takıyoruz. Sonra çocuğumuza ya da diğer yolculara yardım etmeye kalkıyoruz. Yani herhangi bir tehlike anında önce ben diyoruz. Uçuş modu bunu gerektiriyor.

Yani,dedim.Yanisi şudur ki Doktor Hanım, hayattan önce sizin zevk almanız gerekiyor. Maskeyi önce siz kendinize takıyorsunuz.

Yani,dedim tekrar.Akşama ders ayarladım. Fazıl Hoca'dan tenis dersi alıyoruz.

Annem beni aradığında daha önceki cevapsız aramalarını gördüm. Endişeli sesine cevap olarak,tenis dersindeydim,dedim.Orası çok zengin bir yer mi,dedi annem.Zengin bir yer,dedim. Annem ancak zengin bir yerde rahat edebileceğimi düşünüyor.Ben seni ne zorluklarla okuttum, çile çek diye miokuttum,diyor. Her telefon konuşmasında yediğim tropikal meyvelerden bahsediyorum anneme zenginlik imajı sunmak için.Ben de tam avokado yiyordum,diyorum. Annem sorusunu tekrarlıyor.Orası zengin bir yer midir Bu sorunun ardından beklediği teklifi sunmuyorum/sunamıyorum. "Bahara çıkalım, seni buraya getireceğim anneciğim" cümlesini beyhude bekliyor kınalı saçlım. (Hayır annem, seni buraya getiremem. Hakkâri'ye birkaç güzel gün bile henüz fazla. Güneşli günlerin ardı kepenk kapatma, kontak kapatma. Taşlar, molotofkokteyli. Kolundan tutulup getirilen çocuklar. Cezai ehliyetlerinin olup olmadığına dair sorular, gözlemler. Benim yüküm çok ağır annem. Senden gelecek bir tüyü bile taşıyamayacak kadar.)