Kork, Allah'tan korkmayandan

Dindar idareciler de zulüm yapabiliyor; peki halkın cehaleti mi, yoksa sistemin yapısı mı asıl sorumluydu?

Faruk Çakır
04.04.2026
30
Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, dünya barışının ancak adalet ve hukuk yolundan geçeceğini savunuyor ve bunu İslami ilkelerle destekliyor. Türkiye'de mütedeyyin idarecilerin bile zalim haline gelmesinin sebebini halktaki cehalete ve adalet talebinin yetersizliğine atfediyor. Peki milyonlarca insanın haklı çağrısında bulunduğu halde neden bu sorunlar devam ediyor?

Bazıları "hak, hukuk ve adalet" çağrılarından memnun olmasa da hem ülkemizin, hem de dünyanın "barışa ve huzura" kavuşması ancak bu yoldan geçmekle mümkündür. Dünyadaki savaşların de temel sebebi "adaletsizlik" değil mi Ülkeler "adil" olsa, aralarındaki ilişkilerin temelinde "hak ve hukuk" olsa savaşa müracaat edilir miydi

Dünya tarihine damga vurmuş "iyi idareciler" esasta adaletleriyle meşhur olmamışlar mı Benzer şekilde olumsuz anlamda meşhur olanlar da yaptıkları zulümlerle anılıp bugün bile kınanmıyor mu O halde idareciler niçin adaletsizliklere imza atıp tarihe "kötü lider" olarak kaydedilirler

Herkesin adil olması icap eder de, hele hele "mütedeyyin insan ve idareciler"in adil olmaları inançlarının da bir gereğidir. Ehil ilim adamlarının her defasında hatırlattığı üzere Kur'ân-ı Kerîm'in dört temel amacından biri "adalet ve ibaret" olarak ifade edilmiştir. (Diğer üçü: Tevhid, nübüvvet ve haşir.) İnanan bir insanın ve hele hele idarecinin adaletsizliklere imza atmasını anlamak ve kabul etmek mümkün değildir.

Temel prensip böyle olmakla beraber, bu demek değildir ki mütedeyyin idareciler haksızlıklara imza atmaz. Keşke öyle olsa. Ne var ki hem mütedeyyin hem de "zalim" idareciler tarihte de olmuştur. Bunun bir sebebi de "mütedeyyin insanlar"ın adalete gerektiği gibi sahip çıkmamalarıdır.

Bediüzzaman Said Nursî Hazretlerinin bu husustaki ifadesi çok orijinaldir. Şark'taki aşiretleri ziyareti sırasında her fırsatta "meşrutiyet"den bahsedince kendisine, "(...) Demek, târif ettiğin meşrûtiyet daha bize selâm etmemiş; tâ ki, biz de 'Ehlen ve sehlen' desek" demeleri üzerine şu tarihî cevabı vermiştir: "(...) Zulüm, meşrûtiyetin hatâsı değil, belki kafanızdaki cehâletin zulmetindendir. Siz dîvânelikle kısa yolu uzun yapıyorsunuz. (...) Evet, bir millet cehâletle hukukunu bilmezse, ehl-i hamiyeti dahi müstebit eder." (Münâzarât, s. 28, [yeni tanzim, s. 64])