Türkiye Romanya Dostluk Konseri

Sahnede 12-13 yaşlarında kendini gösteren bir harika çocuk, kemanını çalmaya başladığı anda devleşiyor: Florin Iliescu. 1984'Te Polonya Bükreş'te doğmuş. Yöneten şef, Ion Marin (d.1960) ise Romanya'da doğmuş, son derece deneyimli bir sanatçı. Berlin Filarmoni, Leipzig Gevandhause dahil Avrupa'nın en ünlü orkestrelarını; Martha Argerich, Yo-Yo Ma, Frank Peter Zimmerman, Maxim Vengerov, Lang Lang gibi sanatçıları yönetmekte. Önemli etiketlerden piyasaya çıkmış pek çok kaydı var. G. Unesco Müzik Akademisi'nde eğitim almış.

Sahnede konuşma yapan sanatçının eline keşke bir mikrofon verilse. Başkemancımız Jülide Yalçın ile Florin Iliescu'nun çaldıkları bis parçası neydi (Sonradan öğrendiğime göre Leclair'in 5. Sonatı'ndan "Gavot"muş.) ok başarılı bir dinletiydi.

SUNA KAN'IN ANISINA

Bu hafta nice kemancımız Suna Kan'ın anısına çaldı: Şef Gürer Aykal birkaç yerde yönettiği konserleri onun anısına adadı. Cihat Aşkın da öyle. Ben de eski bir anımızı dile getirmek isterim: Suna Hanım'ı Boğaziçi Üniversitesi Albert Long Hall'de Gürer Aykal ile birlikte bir konsere davet etmiştim. Meğerse o tarihten elli yıl (!) önce aynı sahnede piyanist Ferhunde Erkin ile çalmış. Şöyle anlatıyordu: Ferhunde Erkin ile Albert Long Hall sahnesinde bir resital yapmıştık. Galiba Muammer Sun'un hızlı tempoda bir eserini çalıyorduk. alarken piyanonun başından "şap" diye bir tokat sesi duyuyordum, meğerse sayfa çeviren çocuk tempoya ayak uyduramadığından Ferhunde Hanım'dan habire tokat yiyormuş! Öylesine disiplinli bir hocaya sayfa çevirmek kolay değildi doğrusu.

YA ŞİMDİ ALACAĞINIZ PROGRAM

Vivaldi'nin mevsimlerini Gürer ile en az 60 kez çalmışızdır. Avrupa'nın birçok ülkesinde ve bütün Türkiye'de çaldık. Özellikle İtalya'da çok büyük övgü almıştık. Sanki o mevsim tablolarındaki görüntüleri yaşar gibi çalıyoruz.

Her ünlü sanatçının elinden tutan, yol gösteren biri olmuştur. CSO keman sanatçılarından olan babanız da kendini neredeyse size adamış.

Son derece içe dönük bir çocuktum. Hiç konuşmazdım. Bir o kadar da sakardım. Sokakta oynarken mutlaka bir tarafımı yaralardım. Hep yara bere içindeydim. Babam küçük bir keman alıp oyalanayım da düşüp kalkmayayım diye elime vermişti. Sonra yeteneğim olduğunu gördü ve neredeyse hayatını bana adadı. Kemanı ciddiye almayı öğretti. Müzikay-ı Hümayun mezunuydu ama oldukça avantürye yönleri de vardı. Örneğin annemle evlendiklerinde Adana'da kendi kurduğu bir orkestrayla gece barlarda çalıyormuş. Sonra CSO üyesi olmuştu ama oraya da ara sıra kızıp istifa eder, sonra yeniden en alt kademeden başlardı. Haftada iki gün hocam Gerhardt'tan ders alıyordum, her gün okuldan dönünce babam akşama kadar bana keman çalıştırıyordu.

Sonra İdil Biret ile sizin adınıza bir yasa çıkmış ve devlet bursuyla 12 yaşınızda, önce 6 ay Roma, sonra uzun süre Paris'e gitmişsiniz. Okul derslerinizinden başka sizi o kentlerde en çok etkileyen ne olmuştu

Bol bol konserlere gidip ünlüleri canlı olarak dinleyebilmek beni çok etkiledi. O konserlerden çok şey öğrendim.

Yaşam boyu tek hocanız Gabriel Bouillon olmuş. Oysa kimi sanatçı değişik ekollerden feyz alır.

Ben her şeyi Bouillon'da bulmuştum. ok değerli bir hocaydı.

Bu arada birçok yarışmaya girip derece almışsınız.