Geçen haftaki Polonya ile dostluk konserinin uzak bir geçmişi vardır. Önce onlarla 2009 yılında Boğaziçi Üniversitesi Albert Long Hall konserlerinde "Chopin 200 Yaşında" başlıklı bir dinleti sunmuştuk. Şimdi 2026 yılında, geçen hafta yine bir dostluk konserinde, AKM'de onlarla birlikteydik. Tıpkı uzak bir aile ferdini karşılar gibi mutlu olduk. Konseri Bayan Marzena Diakun yönetiyordu. Topluluğa son derece hâkim bir şefti. Solist ise piyanist Szymon Nehring adlı 31 yaşındaki harika bir piyanist. Yine Chopin ile bir bis yaptı. Dinleyici de bu kez harikaydı, çıt çıkmadı, arada alkışlanmadı. Demek ki herkesin Chopin'e büyük saygısı varmış! Jülide Yalçın'ın baş kemancılığındaki İDSO içindeki uyumu da harikaydı.
Ne yazık ki ilk yarının bu hülyalı dinletisinden sonra ikinci yarıdaki İngiliz besteci Elgar'ın "Enigma eşitlemeleri" ortama hiç uyum sağlamamıştı.
Konserin en can alıcı yönü, yıllarca Ankara ve İstanbul orkestralarını yönetmiş şef Tadeusz Strugala'ya (d.1935) adanmış olmasıydı. Yıllar boyunca onun her konserini hayranlıkla dinlemiştim. İşte 12 Kasım 1997'de yazdığım bir yazı:
STRUGALA'YA TEŞEKKÜRLERPolonyalı şef Tadeusz Strugala kendi ülkesinin zengin müzik dağarcığını bizlere sunduğu kadar, bizim bestecilerimize de yer vermekte, nice çağdaş Polonyalı bestecinin yapıtı kadar çağdaş Türk yapıtının da ilk seslendirisini yapmakta. Bu kez İDSO ile Henryk Mikolaj Gorecki (1933- 2010)'nin son yıllarda yeni müziğin en çok ses getiren yapıtını, Üçüncü Senfonisi'ni seslendirdi. 1976'da tamamlanan ve CD'si klasik müzik dünyasında uzun süre bestseller olarak kalan bu yapıtın diğer başlığı da "Acılı Şarkılar Senfonisi". Müzik sanatının yirminci yüzyıl sonunda vardığı sentezi dile getiriyor. Yirminci yüzyılın yalından karmaşığa tırmanan ve yine yalına dönen anlatım sürecini örnekliyor. Alışılagelmiş hızlı-yavaşhızlı tempo yerine tümüyle ağır (lento) tempo içinde üç bölüm sergiliyor ve bu çizgisel gelişimin her dakikasında acıyı vurgulayan, senfoniye Mahler biçeminde şarkı katan, dingin bir yapıt. Önce her yaylı çalgı grubunun en arka sırasından başlayan bir ezgi, kanon yöntemiyle rüzgâr gibi orkestranın içine dağılıyor ve bir ara sopranonun ilk acıklı ezgisiyle doruğa tırmanıp aynı kanon yöntemiyle sönüyor. İlk ezgi, oğlunu yitirmiş bir annenin yakarışı -ki Meryem Ana İsa benzetmesiyle çizilmiş. İkinci ezgi, 1944'te Zakopane'deki gestapo merkezinde 18 yaşında tutsak bir kızın duvara kazıdığı "Hayır anne, ağlama" başlıklı dört dizeden kaynaklanıyor. Son şarkı, Opole yöresinden bir halk ezgisinin çeşitlemeleri. Ve de senfoninin en içli, en hüzünlü bölümü. Geçen yıl Varşova'ya gittiğimde ben de bu acıları yaşayan insanların havasını soludum.

10