Bayramda nereye kaçıyorsunuz

Eskiden bayramlarda evden kaçılmaz, tam tersine ailece evlerde toplanılırdı. Bayramlar çocuklar için bir şölendi. Şeker Bayramı'nda, hele Kurban Bayramı'nde ev halkının hepsi görevlendirilirdi. Kurbanın satın alınıp birkaç gün beslenmesinden, kesilince fakirlere etlerin dağıtılmasına kadar biz çocuklar dahil herkes izlerdi. Ben geleneklere bağlı bir ailede büyüdüm. O zamanlar artık çok geride kaldı. Şimdi şu soru soruluyor: "Bayramda nereye kaçıyorsunuz"

Kaçsanız da kalsanız da bayramınız kutlu olsun.

Ben bugünlerde birkaç bestecimize şöyle bir soru sordum: "Türkiye'nin bugünkü durumunu anlatan bir beste yapsanız hangi çalgıları kullanırdınız"

ÖZKAN MANAV: Vurma çalgılar ve bakır çalgılar kullanırdım. Afrika tamtamları, Ortadoğu sesleri arardım eserimde.

ALİ DARMAR: Korno, kontrbas, klarinet, trompet, trombone, tuba ve fagotu kullanırdım. Bugün bestelenecek müzikte arp ve flüt gibi yumuşak anlatımlı çalgılara yer olmadığını düşünürüm.

HASAN UARSU: Bizim anladığımız anlamda bestecilik vizyonu öldü de duasını okutacak adam aramak gibi bir durum var. Bu şartlar altında enstrüman seçmek gibi bir lüksüm yok. Beni anlayan, nazımı çekecek müzisyenler de kalmadı. Besteci elinin altındaki şartlar neyse ona göre bir şeyler yapar. Ressam tuvale imzasını atar. Şostakoviç de senfonilerine imza atardı. Şimdi, ağlamaktansa elimdeki enstrümanlardan ürettiğim bir müzik ortaya çıkmalı. Şu anda artistik felsefeyi, fantastik arzuları bir yana bırakmak gerekiyor. Genç besteci hayata küsmemeli. Damar tıkanmasa da seller gibi akmasa da tekrar, tekrar denemeli. Bisiklet devrilmesin. Sözü olan her daldaki sanatçı, örneğin bir besteci, bir mimar, bir şair de mutlaka anlatmalı.