Tam geçen haftaki Ayla Erduran'ı anma etkinliği üstüne yazımı hazırlarken sevgili Yeşim Gürer Oymak'ın İKSV Genel Müdürlüğü'ne atandığını duydum. Yeşim, benim Boğaziçi'nde öğrencim-asistanım olmuştu. O günlerden beri başarılarıyla hep ileriye doğru evrildi. Alçakgönlünden ve güler yüzünden hiçbir şey eksilmedi. Sanat dünyamızın örnek alması gereken bir kişisi oldu. Onu sevgiyle kucaklıyorum.
İlk ölüm yıldönümünde büyük keman virtüözümüz Ayla Erduran'ı andık. Değerli kemancımız Cihat Aşkın'ın öncülüğünde düzenlenen etkinlikte Kadıköy Süreyya Operası'nın salonunu tıka basa dolduran dinleyici kitlesi konser sonrasında da "Ayla'yı Dinler misiniz" başlıklı kitabımı imzalatmak için kuyruklar oluşturdu. En çok sevindiğim yaşlılar kadar genç öğrenciler de vardı imza kuyruğunda. Ayla'nın son öğrencisi genç kemancı Naz İrem Türkmen, J.S. Bach'ın Chaconne'unu gözyaşları içinde çalarken hepimizi duygulandırdı. Naz'ın ismini yarınlarda çok duyacağız, o bize Ayla'yı yaşatacak.
Anma gecesinde, Cihat Aşkın, Gülsin Onay, Aydın Karlıbel (Ayla için bestelediği ve çaldığı derin anlatımlı bir oda müziği yapıtı ile), Birsen Ulucan, Özcan Ulucan, Erkin Onay, ağ Erçağ, Elif Tarakçı Akyar, Melih Kara, Ozan Evrim Tunca, Sedef Erçetin, Leyla Berk ve Murat Berk yer alanlar arasındaydı.
Ayla'nın yaşamındaki ilk yükseliş Wieniawsky yarışmasında aldığı beşincilik ödülüdür. Artık David Oistrakh gibi müthiş bir kemancı ile çalışmaktadır. Yarışma sonunda ona teşekkür etmek için annesiyle bir gümüş kutu alırlar. Ayla sonradan şöyle diyecektir: "Kutuyu kendisine teslim ettiğim an, belki de hayatımın en mutlu anıdır."
Ayla'nın kitabını iki yılda yazmıştım. Sonra kitap bitti ve yayına vermeden önce her sayfasını karşılıklı parafladık! Bu bana güvensizlik değildi ama Ayla'nın bir korkusu vardı: Teyzesi ve teyzesinin kızı Meyla'yı öldüren caniler o sırada ilan edilen af yasası ile hapisten çıkmışlardı. Böylece onların neden öldürüldüklerini, nasıl halılara sarılarak denize atıldıklarını hiç bilemedik. Ayla bundan sonra yalnız J.S. Bach çalabilmiş, bir süre sonra da emprezaryolar artık başka eserler istemeye başlamışlar. Ayla'yı bu karabasandan kurtaran olay 1998'de Prof. Filiz Ali'nin Ayvalık Müzik Akademisi'nin kuruluşuna katılmasını önermesidir. Sonra da orada ders vermeye başlar. Tam Ayla'ya göre açık havada, mis gibi bir ortam vardır. Orada kendi dostlarından oluşan bir kuvartet kurar. Zamanı el verdikçe akademiye hoca olarak da katılır. Yaşlanadıkça oda müziği yapmanın keyfini öğrenmiştir. Derken Dilek İçinsel'in çabaları ile Lila Müzik'ten Arşiv Serisi etiketi altında eski kayıtlarını yeniden yayınlama önerisi alır. Bir dolu eski kaydı böylece gün yüzüne çıkar. Bu arada ben Ayla'ya Boğaziçi Üniversitesi Albert Long Hall konserlerinde oda müziği yapmasını önerdim. Ayla da artık onu germeyecek, yumuşak müzisyenlerle çalmak istiyordu,

18