İlişkilerde zor olan, sevgiyi her gün davranışlarla yaşatabilmek. Hayatımızda stres hep olacak. Önemli olan sevdiğiniz insanı bu stresin ortasında yalnız bırakmamak. Gerçek sevgi karşılıklı çaba ve özen göstermekten geçiyor
Önce şunu netleştirelim: Aşık olmak başka şeydir, sevmek başka şeydir. Aşık olduğunuzda kalp hızlı çarpar, her şey güzel görünür, partneriniz kusursuzdur. Bu heyecan hali genellikle ilk aylar sürer. Sonra o coşku yavaş yavaş diner. Geriye ne kalır İşte asıl sevgi burada başlar. Sevgi, her gün "Bu ilişki için ne yapabilirim" diye düşünmek, çaba sarf etmektir. "Seni seviyorum" demek çok kolay. Ağzımızdan dökülüveriyor. Ama o sözü her gün davranışlarla doldurmak zor. Çaba göstermeyen kişi genellikle ilk heyecanı sevgi sanıyor. Heyecan geçince "Artık aynı his yok" diye düşünüyor. Oysa sevgi heyecan değildir. Sevgi kararlılıktır, özen göstermektir, partnerinizin iyi hissetmesi için küçük fedakarlıklar yapmaktır. Bir çiçek düşünün, "Seni seviyorum" deyip sulamazsanız solar. İlişki de öyle. Her gün az da olsa su vermek, yani çaba göstermek lazım. Sulamayan kişi "Ben seni seviyorum ya" diyor ama çiçek kurumaya devam ediyor. Biz de o kurumuş çiçeği izleyen taraf oluyoruz ve "Neden sulamıyorsun" diye soruyoruz.
EN KOLAYI MESAJ ATMAK
Genelde erkekler "Ben çalışıyorum, para getiriyorum, bu yeter" diye düşünüyor. Kadınlar ise "Para yetmiyor, beni dinle, yanımda ol, derdimi paylaş" diyor. Bu fark iletişim sorununa yol açıyor. Erkek sorun çıktığında hemen çözüm üretmek istiyor: "Ağlama, şöyle yapalım." Kadın bazen sadece dinlenmek istiyor. "Anlıyorum seni" demek istiyor. Dinlenmeden çözüm sunulunca "Beni anlamıyorsun" hissi doğuyor. Erkek de "Ne istiyorsun benden" diye bunalıyor. Aslında ikisi de aynı şeyi istiyor: Değer görmek. Ama bunu farklı yollarla gösteriyor. Çaba gösteren kişi, partnerinin istediği şekilde göstermeyi öğrenir. Öğrenmeyen "Ben böyleyim" deyip işin içinden çıkıyor. Eskiden insanlar yüz yüze daha çok görüşürdü. Şimdi elimizde telefon var. Mesaj atıp işine bakmak kolay. Ara sıra kalp emojisi, ara sıra "özledim" yazmak... Ama gerçek buluşma, gerçek sohbet yok. Buna halk arasında "kırıntı vermek" diyoruz. Kırıntıyla doymuyor insan. Sosyal medyada başkalarının ilişkilerini görüyoruz. Birileri tatilde, birileri çiçek almış... Kendi partnerimiz hiçbir şey yapmayınca içimiz daha çok sızlıyor. Ama unutmayalım: Sosyal medya sadece güzel anları gösteriyor. Gerçek hayat daha zor. Telefonu elinden bırakıp göz teması kurmak, sohbet etmek... Bunlar en büyük çaba işaretlerindendir. Telefonla oyalanan kişi "Seni seviyorum" dese bile, o anda sizi ikinci plana attığını gösteriyor.
AÇIK İLETİŞİM KURMALIYIZ
"Sevse anlardı" diye düşünmek. Hiç kimse akıl okuyamaz. İçimizden ne geçtiğini söylemezsek partnerimiz bilemez. "Beni üzüyorsun" demek yerine ima etmek, surat asmak sorunu büyütüyor. Açık konuşmak lazım: "Haftada bir akşam telefonları kenara koyup sadece sohbet edelim istiyorum. Bu beni mutlu eder." Bu cümle net ve suçlamıyor. Karşı taraf gerçekten seviyorsa dikkate alır. Sevmiyorsa ya da değiştirmek istemiyorsa o zaman durum netleşir. Sürekli aynı şeyleri söyleyip aynı sonuçları almak insanı yorar.
Bir noktada "Bu şekilde devam edemem" demek gerekir. Bu bir tehdit değil, kendi değerini korumaktır. Çaba tek taraflı olunca ilişki "kardeşliğe" dönüyor. Birlikte yaşıyorsunuz ama heyecan yok, tutku yok. Cinsellik bile azalıyor. Kendini değerli hissetmeyen kişi istek duymuyor. Sonra "Soğudun mu" sorusu geliyor. Aslında soğuma değil, incinme ve yorulmadır. Yıllar geçtikçe yalnızlık hissi artıyor. Birlikte olup yalnız kalmak, tek başınıza olmaktan daha acı. Bu durum depresyona, sürekli mutsuzluğa yol açabiliyor. Çocuklar varsa onlar da bu havayı hissediyor. Boşanmaların büyük kısmında "duygusal uzaklık" ve "çaba eksikliği" önemli rol oynuyor. İnsanlar "Artık aynı evde iki yabancı gibiydik" diyor.
ÖNEMLİ OLAN EŞİNİ YALNIZ BIRAKMAMAK
Hayatımız çok hızlı akıyor. Sabah erken kalk, işe git, akşam yorgun dön. Market pahalı, kira yüksek, gelecek kaygısı var. İnsan "Hayatta kalmaya" çalışıyor. Bu koşuşturmada ilişkiye enerji kalmıyor gibi görünüyor. Ama sevgi, öncelik meselesidir. Stres hep olacak. Önemli olan sevdiğiniz insanı bu stresin ortasında yalnız bırakmamak. Bazı insanlar çocukluklarından gelen alışkanlıklarla böyle davranıyor. Küçükken ilgi hep tutarsız olmuşsa, yetişkin olunca da "biraz verir, biraz vermez" tarzı ilişki kuruyor. Yakınlaşırsan çekiliyor, uzaklaşırsan peşinden geliyor. Bu durum uzun sürünce diğer taraf yoruluyor, tükeniyor. Bazı kişiler de "bağımsızlık" diyor. "Ben özgür olmak istiyorum" diye düşünüyor. Sevdiği insana fazla yaklaşmak onu bunaltıyor. "Seni seviyorum" diyor ama mesafesini koruyor. Bu da ilişkiyi yarım bırakıyor. Sabah "Günaydın" yazmak, akşam "Nasıldı günün" diye sormak...
Bunlar para istemiyor. Ama yapılmayınca eksiklik hissediliyor. Hafta sonu "Birlikte yürüyelim mi" demek, "Sen yorulma, ben marketi halledeyim" demek... Bunlar küçük şeyler ama ilişkiyi ayakta tutuyor. Bir taraf sürekli plan yapıyor: "Bu hafta sonu şuraya gidelim, şöyle yapalım." Diğer taraf "Tamam" diyor ama hiçbir plan kendisi yapmıyor. Bu tek taraflı yük zamanla insanı bıktırıyor. "Ben mi her şeyi düşüneceğim" diye soruyor insan. Özellikle evli çiftlerde bu durum sık görülüyor. Kadın hem işte çalışıyor hem eve gelince yemek, temizlik, çocuklar... Erkek "Ben de yorgunum" diyor. İkisi de haklı. Ama sevgi, yorgunluğa rağmen "Bugün sen dinlen" diyebilmektir.

14