Oruç öfkeyi de tutmaktır - ESRA EZMECİ

Ramazan ayı bize haklı olmayı değil, huzuru seçmeyi hatırlatır. Trafikte, evde, sofrada... Açlıkla birlikte sabır da sınanır. Oruç mideyi susturur, kalbi konuşturur. Egoyu inceltme ve iç muhasebe ayındayız. Öfkenin arkasındaki kırgınlığı görmek, telafi edebilmek ve özür dileyebilmek bu ayın en büyük kazanımıdır

Ramazan gelince hepimiz biraz daha iyi insan olmaya niyet ederiz. Daha sabırlı olalım, kalp kırmayalım, gönül alalım, nefsimizi terbiye edelim isteriz. Ama iş pratiğe gelince tablo bazen başka olur.
Trafikte korna çalanla kavga ederiz, evde çocuğa bağırırız, eşimize "Sen zaten hep böylesin" deriz, sonra da akşam bir anda içimiz burkulur. "Ben bugün ne yaptım!" diye kendimize kızarız. Şunu açık söyleyeyim: Ramazanda öfkenin artması ayıp değil. Ama öfkeyi kontrol edememek sorumluluktur. Çünkü oruç sadece mideyi tutmak değildir. Oruç dili tutmaktır. Gözü tutmaktır. Kalbi tutmaktır. Öfkeyi tutmaktır.
Peki ramazan ayında neden daha çabuk sinirleniyoruz
Biraz gerçekçi olalım. Gün içinde açız. Kan şekeri düşüyor. Kafein yoksa baş ağrısı başlıyor. Uykusuz kalabiliyoruz. Hele çalışan bir anneyseniz, bir de çocuğunuz varsa, gün iki kat zor geçiyor. Beden yorulunca ruh daha hassas olur. Küçük bir söz, normalde aldırmayacağımız bir davranış, ramazanda daha büyük hissedilebilir. Ama mesele sadece biyoloji değil.
Ramazan aynı zamanda bir iç muhasebe ayı. İçimizde bastırdığımız duygular yüzeye çıkar. Normalde koşturmacayla görmezden geldiğimiz kırgınlıklar, değersizlik hisleri, yorgunluklar ortaya dökülür. Açlık bazen sadece midenin değil, kalbin açlığını da görünür yapar.
Aslında sinirlendiğimiz şey çoğu zaman 'o an' değildir. Yıllardır birikenlerdir.
Eşine patlayan kadın çoğu zaman o günkü dağınıklığa değil, yıllardır görülmemiş olmaya kızgındır. Çocuğuna bağıran baba o anki yaramazlığa değil, kendi içindeki yetersizlik duygusuna öfkelidir. Trafikte küfreden adam sadece korna sesine değil, hayatındaki kontrolsüzlüklere bağırıyordur. Ramazan bize şunu gösterir: İçinde ne varsa, aç kalınca daha görünür olur.


RAMAZANDA SİNİRİ DÖNÜŞTÜRMENİN 5 YOLU
FİZİKSEL FARKINDALIK: Öfke önce bedende başlar. Çeneniz sıkılır, kalbiniz hızlanır, omuzlar gerilir. Bu sinyali yakaladığınız an kendinize "Dur" deyin.
AÇLIKLA DUYGUYU AYIRMAK: Kendinize sorun: "Ben gerçekten buna mı kızdım, yoksa aç olduğum için mi büyüdü" Bu soru bile tepkiyi yarı yarıya azaltır.
İHTİYACI SÖYLEMEK: "Beni anlamıyorsun!" demek yerine "Şu an desteğe ihtiyacım var" demek çok daha etkilidir.
İFTARA 1 SAAT KALA TARTIŞMA AÇMAMAK: Bu saat en riskli saat. O konuyu yarına bırakın. Gerçekten dünya yıkılmaz.
MANEVİ BAĞ KURMAK: Öfke geldiğinde kısa bir dua etmek, zikir çekmek ya da sadece içten "Allah'ım kalbimi yumuşat" demek bile insanın tonunu değiştirir.


TEPKİNİZİ 10 SANİYE ERTELEYİN
Hayır. Öfke kötü bir duygu değildir. Öfke bir sinyaldir. "Burada bir sınır ihlali var" der. "Bir ihtiyaç karşılanmadı" der. "Canın yandı" der. Öfke aslında kendini koruma refleksidir. Sorun öfkede değil, öfkeyi nasıl kullandığımızdadır.
Ramazanda en çok yapılan hata şu: "Oruçluyum, sabretmem lazım" deyip duyguyu bastırmak... Bastırılan öfke ya akşam patlar ya da içeriye döner. İçeriye dönen öfke suçluluk yapar, baş ağrısı yapar, mide ağrısı yapar, hatta bazen depresif bir ruh hali yaratır.
Sabır, susmak değildir. Sabır, bilinçli davranmaktır. Hadislerde geçen bir tavsiye vardır: Biri sizi kışkırtırsa "Ben oruçluyum" deyin. Bu cümle karşıdakine değil, aslında kendinizedir. "Dur. Sen şu an açsın. Tepkin büyüyebilir. Kendini hatırla" demektir. Öfke anında insanın aklı daralır. Duygu beyni devralır.
Ramazanda yapmamız gereken ilk şey şu: Tepkiyi 10 saniye ertelemek... O 10 saniyede derin bir nefes almak, ortamdan uzaklaşmak, suyla yüz yıkamak, hatta "Ben şu an çok sinirliyim" demek bile duygunun şiddetini düşürür.


EN TALİHSİZ OLANI SEVDİKLERİNİ KIRMAK
En acı olan ne biliyor musunuz En çok sevdiklerimizi kırıyoruz. Çünkü en güvende hissettiğimiz yer orası. İnsan yabancıya her zaman bu kadar rahat patlamaz. Ama eşine, annesine, çocuğuna daha filtresiz davranır. Ramazanda ev içinde en çok şu cümleleri duyarız: "Zaten bütün gün açım bir de senle uğraşamam.", "Ben oruçluyum, üstüme gelme.", "Bir sus ya!"
Oysa ramazan en çok evin içini güzelleştirmek için var.
İftar sofrası sadece yemek yenilen masa değil; gönül birleştirilen yerdir.
Şunu unutmayın: Çocuklar ramazanı sizin ses tonunuzdan hatırlar. Eşiniz bu ayı sizin bakışınızdan anımsar. Bu ayın hatırası sadece pide kokusu değil, evin içindeki huzurdur.
Birçok anne bana şunu söyler: "Bağırdım, sonra çok pişman oldum." Özellikle oruçlu bir annenin sabrı daha çabuk taşabiliyor. Ama burada önemli olan mükemmel olmak değil, telafi edebilmek. Çocuğunuza bağırdıysanız akşam yanına oturup şunu diyebilirsiniz: