Kültürümüzde bir deyim vardır: Can kulağıyla dinlemek... Sevdiğimiz, kıymet verdiğimiz birileri konuşurken böyle dinleriz. Peki en değerli varlıklarımız evlatlarımızı can kulağıyla dinliyor muyuz Hafta içinde bir okulda yaşanan silahlı saldırı, çocuklarda şiddetin bir anda ortaya çıkmadığını bir kez daha gösterdi. Öfkenin ardındaki zorbalığı, yalnızlığı ve dışlanmayı vaktinde görmek, hayati önem taşıyor. Çünkü çocuğu şiddetten uzaklaştıran ilk adım, onu gerçekten dinlemekten geçiyor
Manisa'nın Turgutlu ilçesinde yaşanan olay, hepimizi aynı ağır soruyla karşı karşıya bıraktı: 15 yaşında bir çocuk nasıl olur da eline silah alıp başka çocukların üzerine ateş edebilir Karşımızda yetişkin bir suçlu değil, henüz çocukluktan çıkmamış bir genç var. Bir yanda yaralanan çocuklar, diğer yanda eyleminin sonuçlarıyla ömür boyu yüzleşecek başka bir çocuk! Bu olay yalnızca "bir çocuk şiddet uyguladı" diye geçiştirilemez. Çocuklarda şiddet bir sabah aniden ortaya çıkmaz; çoğu zaman fark edilmeyen ya da "çocuktur, geçer" denilerek ihmal edilen bir sürecin son noktasıdır.
Öncelikle önemli bir ayrım yapmak gerekir: Her öfkeli, içine kapanık ya da kavga eden çocuk tehlikeli değildir. Bir çocuğu birkaç davranışına bakarak "tehlikeli" ilan etmek hem bilimsel olarak yanlıştır hem de zararlıdır. Ancak sürekli kavga etme, zarar verme tehditleri, silahlara yoğun ilgi, intikam düşünceleri, ağır zorbalık yaşama veya uygulama gibi işaretler "nasıl olsa geçer" denilerek kenara bırakılmamalıdır. Amaç damgalamak değil, çocuğu ve çevresindeki diğer çocukları koruyacak desteği zamanında sağlamaktır.
Ergenlik zaten karmaşık bir dönemdir. Duygular yoğundur; küçük bir reddedilme, dışlanma veya çatışma ergen için yetişkinden çok daha büyük yaşanabilir. Çünkü ergen beyninin duygu, dürtü ve risk değerlendirme sistemleri hâlâ gelişmektedir. Bu, ergenin sorumsuz olduğu anlamına gelmez; fakat dürtülerini yönetme ve sonuçları öngörme becerileri henüz tam olgunlaşmamıştır.
AİLELERİN KRİZDEKİ İLK ÖDEVİ NE
Ailelerin sık yaptığı bir hata, davranışın nedenine değil yalnızca sonucuna bakmaktır: "Kavga etmiş, ceza verelim", "Telefonunu alalım". Oysa asıl soru şudur: "Bu çocuk neden bu kadar öfkelendi" Davranışın yanlış olduğunu söylemek gerekir; ancak ceza vermek ile nedeni anlamak aynı şey değildir. İçerideki öfke, yalnızlık, değersizlik veya çaresizlik çözülmezse sorun başka biçimde yeniden çıkar.
Şiddet çok faktörlüdür. Aile içi iletişim, zorbalık, arkadaş çevresi, okul iklimi, sosyal medya, şiddet içerikleri, dürtü kontrol zorluğu, travma ve dışlanmışlık bir araya gelebilir. Aynı koşullarda büyüyen iki çocuk tamamen farklı tepkiler verebilir. Bu nedenle olayın gerçek nedenleri soruşturma bitmeden kesin yargılara varmak doğru değildir.
ÇOCUKLAR ÖFKEYİ VE ŞİDDETİ ÖĞRENİR
Evde sürekli bağırılan, eşya kırılan, aşağılayarak disiplin uygulanan veya "erkek adam ağlamaz, vurur" denilen bir ortamda çocuk, öfkeyi böyle ifade etmeyi öğrenebilir. Özellikle erkek çocuklara duygularını bastırmaları öğretilir: üzülme, korkma, kırılma "erkeklik"le bağdaşmaz sayılır. Oysa öfke çoğu zaman kırgınlık, utanç, yalnızlık, korku veya değersizliğin üzerini örten bir duygudur. "Ben çok öfkeliyim" diyen bir çocuğa "Seni bu kadar inciten ne oldu" diye sormak gerekir.
KENDİNİ İFADE ETME BİÇİMİ ÖNEMLİ
Her sorun yaşayan çocuk şiddete başvurmaz. Koruyucu faktörler vardır: güvenli bir yetişkin ilişkisi, ait olma hissi, spor veya sanat, duygu ifade ve problem çözme becerileri, okul desteği ve gerektiğinde psikolojik yardım. Asıl soru yalnızca "neden şiddet uyguluyor" değil, "şiddete ihtiyaç duymadan kendini nasıl ifade edebilir" sorusudur.
OKULLARIN SORUMLULUĞU BÜYÜK
Okul yalnızca akademik bilgi değil, sosyal ilişkileri, çatışma çözmeyi, reddedilmeyle baş etmeyi de öğretir. Fiziksel güvenlik -silaha erişimin engellenmesi, risk tespiti- önemlidir; ancak psikolojik güvenlik de şarttır. Çocuk "Burada beni dinleyecek biri var" diyebilmelidir. Öğretmenin "Ne oldu" diye sorması bazen sandığımızdan daha değerlidir. Davranışta belirgin ve kalıcı değişiklikler fark edilmelidir.
SAKIN 'ÇOCUKTUR YAPAR' DEMEYİN!
Akran zorbalığı "Çocuklar arasında olur" denilerek geçiştirilemez. Sürekli aşağılama, dışlama, tehdit veya fiziksel zarar psikolojik iz bırakır. Ancak zorbalığa uğrayan her çocuk saldırgan olmaz; saldırgan her çocuk da mutlaka zorbalık mağduru değildir. Basit denklemler kurmak hem mağdurlara hem gerçeği anlamaya zarar verir.
YARDIM İSTEMEK ZAYIFLIK DEĞİLDİR
Turgutlu olayı bize yalnızca okul güvenliğini değil, çocuk güvenliğini konuşmayı zorunlu kılıyor: evde, okulda, sokakta ve dijital ortamda. Daha fazla polis, kamera ve güvenlik görevlisi gerekli olabilir; ama yeterli değildir. Güvenlik görevlisi kapıyı koruyabilir, kamera koridoru görebilir; fakat çocuğun zihnindeki öfkeyi veya değersizlik duygusunu yönetemez. Güvenlik ile psikolojik destek birbirinin alternatifi değil, ikisi de gereklidir. Çocuklara yalnızca "şiddet yapma" dememeliyiz. Öfkeyi tanımayı, reddedilmeyle baş etmeyi, kaybetmeyi, yardım istemeyi, özür dilemeyi ve çatışma çözmeyi öğretmeliyiz. Duyguları yasaklayamayız, öfkeyi ortadan kaldıramayız, hayal kırıklığını engelleyemeyiz. Fakat acıyla baş etmenin yollarını öğretebiliriz. Belki de çocuklarımızın en çok ihtiyacı olan şey, her problemini bizim çözmemiz değil, problemle karşılaştığında ne yapacağını bilmesidir. Bir gün dışlanacak, reddedilecek, haksızlığa uğrayacak, öfkelenecek. Biz her seferinde yanında olamayacağız. Ama ona şunu öğretebilirsek en önemli şeyi öğretmiş oluruz:
Öfkelenebilirsin ama öfken seni yönetmek zorunda değil.
Canın yanabilir ama canının yanması sana başkasının canını yakma hakkı vermez.
Güçlü olabilirsin ama güç, başkasını ezmek değildir.
Yardım istemek zayıflık değildir.
Bir sorun olduğunda susmak zorunda değilsin.
Ve en önemlisi: Ne yaşarsan yaşa, konuşabileceğin bir yetişkin var. Unutmayın, bazen bir çocuğun hayatında fark yaratan şey büyük bir konuşma değil; karşısındaki yetişkinin ilk kez gerçekten dinlemesidir.
YASAKLAMAK YERİNE ONUNLA DİJİTAL DÜNYAYI KONUŞUN
Sosyal medya şiddet sarmalına yeni bir katman eklemiştir. Eskiden okuldan çıkan çocuk evde uzaklaşabiliyordu; şimdi aynı aşağılanmayı telefonundan tekrar görebiliyor. Ergenlikte sosyal kabul çok önemli olduğu için çevrimiçi küçük bir olay büyük tehdit gibi algılanabilir. Ebeveynlerin "telefonunu ver" demeden önce dijital dünyada neler yaşandığını konuşabilmesi gerekir. Şiddetin normalleştirilmesi de tehlikelidir. Kavga videoları, küçük düşürme içerikleri, silah gösterileri ve "intikam" temalı paylaşımlar şiddete ilişkin algıyı etkileyebilir. "Bir video izledi, o yüzden yaptı" demek bilimsel değildir; ancak sürekli şiddetin havalı veya kabul edilebilir sunulması göz ardı edilmemelidir.

8